Milli Mücadele'ye yön veren büyük kongre

Abone Ol

Mondros Ateşkes Antlaşması’nın ardından Osmanlı Devleti’nin siyasi ve askeri açıdan içine düştüğü ortam Anadolu’da yeni bir direniş anlayışının doğmasına neden oldu.

15 Mayıs 1919’da İzmir’in Yunan kuvvetleri tarafından işgal edilmesi, halkın kendi bölgesini savunmak amacıyla harekete geçmesini hızlandırdı. Bu dönemde merkezi hükümetin etkisiz kalması ve düzenli bir ordunun bulunmaması, yerel direniş örgütlerinin ortaya çıkmasına zemin hazırladı.

İzmir’in işgalinden sonra Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde kurulan Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri ve yapılan yerel kongreler, Milli Mücadele’nin toplumsal altyapısını oluşturdu. Balıkesir, Alaşehir ve Nazilli kongreleri gibi bölgesel toplantılar, işgallere karşı halkın kendi imkânlarıyla örgütlenme çabasının göstergesiydi.

Ancak bu hareketler daha çok kendi bölgelerinin güvenliğini sağlamaya yönelikti. Yerel kongreler yalnızca siyasi otorite boşluğundan değil, aynı zamanda düzenli ordunun olmaması nedeniyle ortaya çıkan askeri zorunluluktan doğmuştu. Bu yönüyle kongreler, halkın hem siyasi hem de askeri ihtiyaçlara karşı geliştirdiği sivil örgütlenme modelleriydi.

Mustafa Kemal Paşa’ya göre kurtuluş ancak bütün milleti kapsayan ortak bir iradenin ortaya konulmasıyla mümkün olabilirdi. Erzurum Kongresi’ni önemli kılan temel nokta da bu anlayışın ilk kez ulusal bir programa dönüşmesiydi.

Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktıktan sonra Amasya Genelgesi ile Milli Mücadele’nin gerekçesini ve yöntemini ortaya koydu. Ardından 3 Temmuz 1919’da Erzurum’a geldi. Buraya, 9. Ordu Kıtaları Müfettişi olarak gönderilmişti. Ancak İstanbul hükümeti, Anadolu’daki faaliyetlerinden rahatsız olarak kendisini geri çağırdı.

Görevinden istifa ederek sine-i millete döndü

Mustafa Kemal Paşa, 7-8 Temmuz 1919 gecesi aldığı emir üzerine İstanbul’a dönmeyi reddetti. 9 Temmuz’da askerlik görevinden istifa ederek şu tarihi kararı aldı: Artık mücadeleyi devlet görevlisi olarak değil, milletin içinde bağımsız bir kişi olarak sürdürecekti. Bu gelişme, Milli Mücadele’nin siyasi liderliğinin açık biçimde ortaya çıkması açısından önemli bir dönüm noktasıydı.

Erzurum Kongresi, 23 Temmuz 1919’da toplandı. Başlangıçta Doğu Anadolu’nun geleceğini görüşmek amacıyla planlanan kongre, aldığı kararlarla bölgesel bir toplantı olmaktan çıkarak milli bir nitelik kazandı.

Kongreye katılan delegeler Mustafa Kemal Paşa’yı başkan seçti. 14 gün süren çalışmalar sonunda 7 Ağustos 1919’da alınan kararlar yayımlandı.

Erzurum Kongresi’nin en önemli kararları şunlardı:

  • Milli sınırlar içinde bulunan vatanın bir bütün olduğu ve parçalanamayacağı ilan edildi. Bu karar, ileride Misak-ı Milli anlayışının temelini oluşturdu.
  • Her türlü işgal ve müdahaleye karşı milletin birlikte mücadele edeceği belirtildi. Böylece bağımsızlık için ortak hareket etme düşüncesi ortaya konuldu.
  • Osmanlı hükümetinin görevini yerine getirememesi durumunda geçici bir hükümet kurulabileceği kabul edildi. Bu hükümetin millet iradesine dayanacağı vurgulandı.
  • Milli iradenin egemen kılınması ve Kuvayı Milliye’nin etkin hale getirilmesi temel ilke olarak benimsendi.
  • Manda ve himaye kesin olarak reddedildi. Bu karar, tam bağımsızlık anlayışının açık bir ifadesi oldu.
  • Meclis-i Mebusan’ın yeniden toplanması ve hükümetin meclis denetimine alınması gerektiği belirtildi.

Kongrede oluşturulan Heyet-i Temsiliye ise Milli Mücadele’nin yürütülmesinde önemli bir görev üstlendi. Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlığındaki bu kurul, İstanbul hükümetinin dışında millet adına hareket eden ilk siyasi yapı niteliğini taşıdı.

Erzurum Kongresi’nin önemli sonucu, Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ile Trabzon Muhafaza-i Hukuk Cemiyeti’nin birleşmesi ve Şarki Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kurulması oldu. Böylece bölgesel savunma anlayışı daha düzenli ve örgütlü bir yapıya kavuştu.

Kongrenin dikkat çeken yönlerinden biri de vatan kavramının sınırlarının belirlenmesiydi. Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında elde kalan Türk çoğunluğunun yaşadığı bölgeler milli sınırlar olarak kabul edildi.

Bu yaklaşım, Osmanlı’nın eski genişleme politikasından uzaklaşılarak ulus temelli bağımsız bir devlet anlayışına yönelişin göstergesi olarak gözüküyor..

Erzurum Kongresi, İstanbul hükümeti tarafından tepkiyle karşılandı. Damat Ferit Paşa hükümeti, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarını “isyanla suçladı” ve tutuklanmaları yönünde emirler verdi. Padişah Vahdettin de hükümet kararını onaylayarak Mustafa Kemal’in askerlikten çıkarılmasını, nişanlarının alınmasını ve fahri yaverlik unvanının kaldırılmasını kabul etti.

Ancak bütün bu baskılar, Anadolu’daki milli hareketin güçlenmesini engelleyemedi. Erzurum Kongresi, halkın kendi kaderini belirleme iradesinin ortaya çıktı.

Bağımsızlık fikrinin açık biçimde ilan edildiği tarihi bir aşama oldu.

Mustafa Kemal Paşa’nın Erzurum günlerinde yakın çalışma arkadaşı Mazhar Müfit Kansu’ya gelecekte kurulacak devlet düzeniyle ilgili bazı düşüncelerini not ettirmesi de dikkat çekicidir. Cumhuriyet yönetimi, kadınların toplumsal hayattaki yerinin güçlendirilmesi, kıyafet ve harf değişiklikleri gibi ileride gerçekleşecek dönüşümler bu notlarda yer almıştır.

O günlerde gerçekleşmesi uzak görünen bu hedefler, Milli Mücadele’nin zaferinden sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinde hayata geçirilecekti.

Sonuç olarak Erzurum Kongresi, yalnızca bir bölgenin işgallere karşı aldığı kararlar bütünü değildir. Bu kongre; millet egemenliği düşüncesinin güç kazandığı, tam bağımsızlık ilkesinin ortaya konduğu ve Milli Mücadele’nin siyasi programının şekillendiği tarihi bir dönüm noktasıdır.

23 Temmuz 1919’da başlayan süreç, birkaç ay içinde Anadolu’daki dağınık direniş hareketlerini ortak bir hedef etrafında birleştirecek ve yeni Türk devletinin kuruluş yolunu açtı.