MİLLÎ SEVİYE, KÜRESEL STRATEJİ VE MUHALEFETİN VİZYON ÇIKMAZI

Abone Ol

​Türkiye’nin savunma sanayiinde katettiği mesafe, artık yalnızca teknik başarılarla ya da yerli üretim rakamlarıyla açıklanabilecek bir eşiği çoktan aşmıştır. Karşımızda, küresel güç dengelerini yeniden şekillendiren, jeopolitik denklemleri altüst eden stratejik bir akıl ve devlet kapasitesi bulunmaktadır. Avrupa’nın milyarlarca avroluk ortak savaş uçağı projesi FCAS’ın (Geleceğin Hava Muharebe Sistemi) derin krizlerle sarsıldığı ve F-35 programına duyulan küresel güvenin yıprandığı bir dönemde, Türkiye’nin millî muharip uçağı KAAN’ın küresel pazarda "tek alternatif" olarak parlaması, tesadüfi bir başarı değildir.


​Bu tablo, bir devletin; ekonomisini, dış politikasını, askerî vizyonunu ve insan kaynağını aynı stratejik hedef doğrultusunda ne denli büyük bir başarıyla organize edebildiğinin somut bir göstergesidir. KAAN projesi, Türkiye’nin bölgesel bir aktör olmaktan çıkıp küresel bir oyun kurucuya dönüştüğünün tescilidir.


​Tam da bu noktada, iç siyasete ve bu devasa devlet çarkını yönetmeye talip olan muhalefetin, özellikle de ana muhalefet partisi CHP’nin durumuna bakmak kaçınılmaz bir zorunluluk hâline gelmektedir. Ortaya çıkan bu vizyoner tablo ve ulaşılan küresel seviye, mevcut muhalefet anlayışının ülkeyi yönetme iddiasının altını yapısal olarak boşaltmaktadır.
​Çünkü devlet yönetmek, yalnızca gündelik polemikler üretmek ya da mikro ölçekli siyasi hesaplar yapmak demek değildir. Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti; savunma sanayiinden enerji koridorlarına, sınır ötesi diplomasiden küresel pazar rekabetine kadar son derece sofistike, çok katmanlı ve yüksek teknolojili bir vizyonla idare edilmektedir. Ancak ne yazık ki karşımızdaki muhalefet blokunun, devletin ve ekonominin geldiği bu üst ligden, bu stratejik derinlikten haberdar olduğuna dair en ufak bir emare bulunmamaktadır.


​Muhalefet, kendisini Türkiye’nin ulaştığı bu yeni küresel seviyeye göre organize edememiştir. Zihinsel dünyası, dil yapısı ve kadro derinliği; insansız hava araçlarının konsept değiştirdiği, beşinci nesil savaş uçaklarının küresel dengeleri belirlediği ve bağımsız dış politikanın bir zorunluluk olduğu 21. yüzyıl gerçeklerinin çok gerisinde kalmıştır. KAAN gibi milyar dolarlık, onlarca sektörü aynı anda besleyen ve küresel diplomasiyi yönlendiren projeleri yönetebilmek; sadece bir bütçe meselesi değil, sarsılmaz bir devlet iradesi ve uzun vadeli bir planlama disiplini gerektirir. Siyasi vizyonu yerel kavgalarla sınırlı olan, kendi içinde kurultay ve koltuk mücadelelerini aşamayan bir yapının, bu devasa vizyonu omuzlaması ve devam ettirmesi eşyanın tabiatına aykırıdır.


​Daha da önemlisi, Türk milletinin tarihsel misyonu ve "gönül coğrafyası" olarak adlandırdığımız, Balkanlar'dan Kafkaslar'a, Ortadoğu'dan Afrika'ya kadar uzanan geniş havzanın Türkiye’den beklentileri hayati düzeydedir. Bu coğrafya, Ankara’ya baktığında sadece bir başkent değil; adaletin, bağımsızlığın ve güvenliğin teminatı olan küresel bir güç görmek istemektedir. KAAN’ın peşinde sıraya giren ülkelerin beklentisi tam olarak budur. Muhalefetin içe kapanmacı, küresel vizyondan yoksun ve "bizim orada ne işimiz var" sığlığına sıkışmış dış politika anlayışı, ne Türk milletinin büyüklük idealine ne de gönül coğrafyamızın umutlarına cevap verebilecek kapasitededir.
​Sonuç olarak; KAAN’ın küresel arenadaki yükselişi, Türkiye’nin geldiği seviyenin net bir fotoğrafıdır. Bu fotoğrafı okumaktan aciz, devletin ulaştığı teknolojik ve stratejik vizyonu kavrayamamış ve kendisini bu büyük iddiaya göre yenileyememiş bir muhalefet anlayışının bu ülkeyi yönetme ihtimali ve ehliyeti yoktur. Türkiye, geriye dönülmez bir küresel lige adım atmıştır ve bu ligde sadece büyük vizyonlar, büyük iddialar ve devlete inanmış kadrolar ayakta kalabilir.