Sanat ve savunma kelimeleri genellikle yan yana gelmez. Savunma denince savaş, sanat denince barış akla gelir. Bu iki kavram birbirinin zıddı görünse de huzurlu bir toplum için ikisi de vazgeçilmezdir. Savunmasız toplumun yaşaması mümkün değildir. Sanatsız toplum da uzun vadede inkıraza uğrayacaktır.
Sanatın kendini ifade edebilmesi için güvenli bir zemine, topluma ihtiyacı vardır. Uzun vadede savunma, sanatla mücehhez olmazsa toplumun çöküşü mukadder olur.
Peki, sanatın ve savunmanın millisi olur mu? Bir kavramın önüne neden “milli” kelimesi konur? Bir ülkede sinema gibi evrensel bir sanat dalının ve savunma gibi beka meselesi olan bir kavramın önüne neden milli kelimesi koyma ihtiyacı doğar?
Büyük bir devlet geleneğinin evlatları olarak binlerce yıl kendine yeten ve başkalarını doyuran konumda olmuşuz. O zamanlar aklımıza yaptığımız işlerin önüne “milli” kelimesini koymak gelmemiş çünkü “gayrimilli” bir durum söz konusu değildi.
Bir gün rüzgâr ters esmiş, kader bizi başkalarına muhtaç etmiş. Bu zayıflığımızdan faydalananlar sanatımızı da savunmamamızı da gayri milli hale getirmişler. Adına “çağdaşlık” demişler, “Bilim” demişler ve kendi yaşadıkları dünyayı bize dayatmışlar. “Sizin üretmenize gerek yok biz sizin için üretiyoruz” demişler. Bir müddet sonra bu düşünceyi satın alacak gönüllü taraftarlar çoğalmaya başladı. Hayatın her alanında Batı’dan gelecek her şeyi peşin peşin kabul edecek bir azınlık zümre ortaya çıktı.
Ülkemiz milli savunma sanayinin başına gelenler ibretlik hikâyelerle doludur. Sadece Nuri Demirağ’ın başına gelenler yaşadığımız büyük felaketin boyutlarını göstermeye yeter. Buna benzer onlarca acı hikâyemiz var. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı nedeniyle maruz kaldığımız ambargolar silkinmemize vesile olsa da milli savunma sanayimiz adına fazla bir şey yaptığımız söylenemez.
İstanbul Ticaret Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyesi ve Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı Genel Müdürü Bilal Topçu, mühendislik fakültesi öğrencilerine savunma sanayi için yapılan projeleri anlattı. Havada, karada ve denizde destan yazan cihazları özet olarak tanıttı. Sanayi ve Teknoloji Eski Bakan Yardımcımız Hasan Büyükdede ise savunma sanayisinde birlikte çalışmanın getirdiği başarı ve bereketten söz etti. Bütün başarıların arkasında güçlü bir iradenin varlığına vurgu yapıldı. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın iradesi ve yakın takibiyle bu işlerin başarılı olduğunu bir kez daha anladık.
İstanbul Ticaret Üniversitemizin paydaş olduğu bir başka çalışma ise Uluslararası Sinema Derneği’nin (USD) organize ettiği 3. Milli Sinema Günleri idi. Acı ama gerçek: Türk Sineması da tıpkı milli savunma sanayi gibi kendilerini tanımlamakta zorlandığımız, milletin milli ve manevi değerlerine düşman bir azınlığın elinde kaldı yıllarca. Bu azınlık hala galebe çalmaya devam ediyor. Bu “Gayri milli” gidişata dur demek için 1973 yılında Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) tarafından düzenlenen Milli Sinema Açık Oturumlarının çizdiği ufukla yollarına devam eden Yücel Çakmaklı, Mesut Uçakan, Salih Diriklik ve Ali Osman Emirosmanoğlu gibi ustaların açtığı yoldan çok sayıda sinemacı yetişti.
Milli sinema, milli savunma kadar başarılı olamadı ama iyi yapımlar ortaya çıkarıyor. Türk sineması kendi tarihi, coğrafyası, milli ve manevi değerleriyle barıştığı zaman ben de “Milli” kelimesine karşı çıkacağım. O günleri de görürüz İnşallah.