İman bir kez kalbe düştü mü, o kalbin önünde dağlar diz çöker.
Yaratan bir kapıyı araladı mı, kulun ayağına dolanan bütün zincirler kırılır.
İnsan inandı, azmetti, kararını kuşandı mı; murada ermek artık bir vakit meselesidir.
İnanç, dilin ucunda dolaşan bir söz değil; bütün bir ömrü tek bir gayeye doğru eğen sessiz bir yemindir.
Gönülde tutuşmayan ateş, sahada alev almaz; içeride doğmayan zafer, dışarıda görünmez.
Ne var ki inanmak, çalışmanın yükünü omuzdan almaz.
Allah'ın izniyle menzile varmak, alın teriyle, sabırla, emekle yoğrulmuş bir inancın hakkıdır.
Tohumu toprağa emanet etmeden hasada göz dikmek de, yelken açmadan limanı düşlemek de beyhudedir.
İnanç, yolcunun önüne düşen bir meşaledir; o meşalenin ardından yürümek yine yolcuya kalır.
Bizim eski yaramız tam da burada kanar.
Bir adım atmaya görelim, daha ayağımız yere değmeden havalanır; bir başarının eşiğine değmeye görelim, daha kapıdan girmeden şımarırız.
Fethedilmemiş kaleyi fethedilmiş sayar, daha yolun başında zafer çığlıkları atarız.
Rehavet, düşmanların en sinsisidir; kapıyı çalmadan girer, kalbe sezdirmeden yerleşir.
Önce gayreti uyuşturur, sonra basireti bağlar, en sonunda insanı kendi gölgesine hayran bırakıp düşürür.
Çağ ise kulağımıza durmadan aynı yalanı fısıldar: çabuk kazan, kolay eriş, beklemeden al.
Oysa olgun meyve, mevsimini sabırla bekleyenin dalında yetişir.
Nice yetenek, sabrı tükenmeden boy verdiği yerde sararıp solar.
Yıllarca hasreti çekilen bir kapı önümüzde açıldığında bile, o eşiği aşmak yine ter ister, yine diz çürütmek ister.
Milli Takımımızın dünya sahnesine yirmi dört yıllık bir özlemin ardından dönüşü, bu hakikati çıplak haliyle yüzümüze tuttu.
O yeşil sahaya çıkan sadece 11 kişi değildi, koca bir milletin duası çıktı.
Ama daha tam olmadan olmuş gibi davranmak, bizim milletçe olumsuz özelliklerimiz içerisinde yer alıyor.
Erken gelen güven, vaktinden evvel gelen rahatlık, daha mücadeleye başlamadan bizi yordu.
Yenilgi, çok kez karşıdaki rakipten değil, içimizde uyuyan gevşeklikten doğar.
Bu, bir on bir kişinin değil; topyekûn bir milletin aynanın karşısına geçmesi gereken bir derstir.
İnandığımız kadar didinmedikçe, dua ettiğimiz kadar yorulmadıkça, avucumuzdaki en büyük imkân bile parmaklarımızın arasından akıp gider.
İnanç bir kanattır; lâkin o kanadı açıp uçmayı göze almayan, ömrü boyunca gökyüzünde değil, yerde kalmaya mahkumdur.