Modern insan artık eskisi kadar beden gücü harcamıyor. Toprakla uğraşmıyor, ağır yükler taşımıyor, uzun yollar yürümüyor. Buna rağmen hiç olmadığı kadar yorgun. Çünkü bu yorgunluk kaslarda değil; zihinde birikiyor. Sabah gözümüzü açtığımız anda başlayan bildirimler, yapılacaklar listeleri ve yetişme telaşı, daha güne başlamadan zihni kuşatıyor. Dinlenmek bile ajandaya yazılan bir görev hâline gelmiş durumda.
Hayatın temposu arttıkça, sabır azaldı. İnsanlar konuşuyor ama dinlemiyor, duyuyor ama anlamaya çalışmıyor. Herkes kendi yüküyle meşgul, başkasının yüküne tahammül edecek enerjisi kalmamış. Bu bireysel yorgunluklar birleşince ortaya sessiz ama derin bir toplumsal yorgunluk çıkıyor. Kalabalıklar artıyor, temas çoğalıyor ama bağlar zayıflıyor.
Modern yaşam hız üzerine kurulu. Hızlı tüketiyoruz, hızlı karar veriyoruz, hızlı vazgeçiyoruz. Bir şey istediğimizde hemen olsun istiyoruz; olmazsa sıkılıyoruz. Ancak ruh, bu hızın gerisinde kalıyor. Ruhun aceleye tahammülü yok. Bu uyumsuzluk, huzursuzluk ve sürekli bir tatminsizlik duygusu yaratıyor. İnsan her şeye yetişiyor gibi görünüyor ama hiçbir şeye gerçekten yetişemiyor.
Bir diğer yorgunluk kaynağı da beklentiler. Eskiden beklentiler daha sınırlıydı. Bugün ise herkes her şey olmak zorunda hissediyor. Başarılı, mutlu, üretken, bakımlı, fit, sosyal, güçlü… Bu çoklu rol baskısı, insanı içten içe tüketiyor. Sosyal medyada gördüğümüz “kusursuz” hayatlar, yetememe hissini daha da derinleştiriyor.
Yorgunluk artık sadece bedende değil; hayallerde hissediliyor. İnsanlar hayal kurmaktan bile yorulmuş durumda. Çünkü umut etmek bile enerji istiyor. Sürekli hayal kırıklığı yaşayan bir zihin, bir süre sonra kendini korumaya alıyor ve beklentilerini kısıyor. Bu da yaşam sevincini sessizce törpülüyor.
Belki de çözüm, daha fazlasını istemekte değil; daha azına razı olabilmeyi öğrenmekte. Hayatı sadeleştirmek, zihni hafifletir. Her şeye yetişmek zorunda olmadığını kabul etmek, insana nefes aldırır. Hızdan değil, anlamdan yana taraf olmak bir tercih meselesidir.
Gerçek dinlenme, sadece uyumak değildir. Gerçek dinlenme, beklentilerden uzaklaşabilmek, kendine sürekli “daha fazlası”nı dayatmaktan vazgeçebilmektir. Modern hayat bizi yoruyor çünkü durmayı unuttuk. Belki de en büyük ihtiyaç, biraz yavaşlamak ve kendimize şunu hatırlatmaktır: Hayat, bir yarış değil.