Voltron, seksenlerin çizgi filmiydi hatırlarsanız. Çizgi filmde, beş pilotun kullandığı beş robot aslan var. Düşman karşısında ayrı ayrı savaşırken, tam yenilecek gibi oluyorlar. O sırada her aslan, robotun bir yerine eklemleniyor ve birleşerek dev bir aslana dönüşüyorlar! Daha güçlü daha yenilmez oluyorlar!
Acaba Mekke Antlaşması MOSA, başka bir ifadeyle Müslüman NATO’su böyle olabilir mi?
NATO 4 Nisan 1949, pazartesi günü kuruldu. Mekke Antlaşması MOSA, 7 Ağustos 2026 Cuma… Aralarında tam yetmiş yedi yıl, dört ay, üç gün var…
NATO soğuk savaşın başlangıç döneminde, büyük ölçüde Sovyet tehdidine karşı kurulmuştu. MOSA ise Ortadoğu ve Güney Asya güvenlik dinamiklerine göre sıcak savaşın ve kanın cayır cayır ortasında…
İkisi de “kollektif” savunma paktı. “Üç Silahşörler” yani Daltonlar mottosuyla ifade edersek, “birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için…”
İkisinde de istihbarat paylaşımı var.
NATO’nun geniş bir tabanı var ama MOSA’nın henüz üç üyesi…
NATO’nun kendi ortak bütçesi var. Bir de her ülkenin kendi ulusal savunma harcamaları var. ABD, açık ara en büyük harcayıcı görünüyor bu arada. Mekke paktında ise ortak bütçe, operasyon eşiği, kim neyi ne kadar yapar; henüz netleşmedi.
Yük paylaşımı NATO’da kurumsallaşmış, Mekke’de ise çok yeni olduğundan henüz muğlak…
NATO’nun kurumsal tabanı oturmuş ama yapıda yıpranma ve yer yer dağılma sinyalleri de var. MOSA ise henüz çok yeni. Pratikte nasıl işleyeceği konusunda kimsenin belirgin bir öngörüsü yok. Gerçi Mekke anlaşmasından iki gün sonra Husiler, Suudi Arabistan’ın Cizan’daki Saudi Aramco rafinerisine İHA ile saldırdı. Bu Mekke Paktı’na verilmiş bir mesaj olabilir miydi bilmiyoruz…
Aslında bu saldırı, Mekke paktının fiili pratik yapma konusunda eline geçen önemli bir fırsattı. Ama Ankara ve İslamabat askeri bir misillemede bulunmadı.
Gelelim uluslararası dedikodulara…
Mekke Antlaşması’nın en ilginç tarafı, aynı metnin her başkentte farklı tehdit algısı meydana getirmesi.
ABD-Washington, “Müslüman ülkeler kendi askeri güç merkezini mi kuruyor?”
Rusya-Moskova “Türkiye, NATO’dan bağımsız farklı bir eksen mi kuruyor?”
Fransa-Paris “Türkiye Avrupa’dan yüz mü çeviriyor? Avrupa’yı devre dışı bırakan yeni bir güvenlik mimarisi mi kuruyor? Türkiye, Fransa’nın Afrika ve Orta Doğu’daki nüfuz alanlarına yeni bir rakip mi çıkarıyor?”
Suriye-Şam “Türkiye’nin kurduğu bu güç, yarın Suriye sahasına da iner mi? Müslüman NATO’nun ilk sınav sahası Suriye mi olacak? Müslüman NATO, Suriye’deki dengeleri Türkiye lehine mi değiştirecek?”
BAE-Abu Dabi “Türkiye körfeze mi indi? Türkiye, Erdoğan öncülüğündeki bu yeni güç, Körfez’de benim alanımı daraltır mı?”
Çin-Pekin “ABD’nin karşısına yeni bir güç mü çıkıyor?”
Japonya-Tokyo “Orta Doğu’da kurulacak yeni askeri denge, enerji güvenliğimi ve ticaret yollarımı etkiler mi?”
İran-Tahran, “Bu Sünni blok bana karşı mı? Bölgesel güvenlik bu askeri ittifakla sağlanamaz! Türkiye neden dahil oluyor?”
Hindistan-Yeni Delhi “Pakistan’la savaşırsam Türkiye ve Suudi Arabistan da karşıma çıkar mı?”
İsrail-Telaviv “İsrail’e karşı yeni bir askeri güç merkezi mi oluşuyor?”
Yunanistan-Atina “Riyad’ı koruyan Patriot’un fişini çeksek mi? Bunu masaya yatıralım!”
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, üstüne basa basa bu antlaşmanın “Herhangi bir ülkeyi hedef almadığını, bölgesel sahiplenme ve güvenlik anlayışının ürünü olduğunu” vurgulasa da Türkiye’deki Cumhurbaşkanı Erdoğan muhaliflerinin fişteklemesiyle tedirginlik sürüyor.
İdeolojik körlük, muhakemeyi, aklı izanı felç eden, tehlikeli bir hastalık...
Eskiden “Erdoğan, Türkiye’yi İran yapacak” diyorlardı. Aynı güruh şimdi “Erdoğan, Türkiye’yi Suudi Arabistan” yapacak diye panik atak geçiriyor.
Türkiye NATO’ya ev sahipliği yaptığı zaman, “Türkiye, Batı’dan gelen alçak basıncın etkisi altına girdi” diyenler, şimdi “Türkiye Suudi Arabistan olacak” diyorlar.
“O kadar sevinmeyin” diyenler var…
“Orada CIA var, MI6 var, MOSSAD var, KGB var, RAV var, VAJA var, MSS var, ISI var, BND var, PSIA var… Provokasyon yaparlar” diyorlar.
Evet, olabilir çünkü burası dünyanın kalbi, Ortadoğu… İstihbarat servislerinin varlığı kaçınılmaz ama MİB de var!
Önemli olan masada var olmak değil mi?
İslam Dünyası, kendi NATO’sunu tam yetmiş yedi yıl, dört ay, üç gün bekledi. Yetmedi mi?