Na-file…

Abone Ol

Plastik poşet tartışmaları artık istiap haddini aştı, farkındayım.

Cümleyi eğip bükmeden ve maziden ilham ile, “Naylon poşet ilkelliktir; kâğıt, bez veya file torbalar gelişmişliktir” diyorum.

Bazı değişiklikleri politize etmeden göremez miyiz sahi? Kağıt, bez, file torbalar, hem güzel bir nostalji hem de gayet “ergonomik” aslında.

Sapla samanı karıştırmamak lazım; poşeti ücretli yapanlar da para peşinde değil; poşet kullanılmasın istiyor!

‘Olay’ ekonomik değil, duyarlılık meselesi yani…

Dünyada 2 milyar insan, Türkiye’de her 3 kişiden biri online alışveriş yapıyorken, hayat bu kadar dijitalleşmişken, plastik poşet mi konuşacağız?

Esasen poşet dedikleri şunun şurasında 35 yıllık hikâye…

Eskiden toplumun elit kesimi ‘file torbalar’ kullanırdı.

Muhafazakâr dünya ise kâğıt veya bez çanta tercih ederdi. Sebebi de ‘göz hakkı’ ile açıklanırdı. Burnunu göstermekten utanan hanımlar, başını göstermekten sakınan beyler, alışveriş malzemelerini, ‘alamayanları’ da düşünerek, yiyecekleri “saklardı” bir bakıma; görünmesi hoş karşılanmazdı.

Başta İtalya ve Fransa olmak üzere 32 farklı ülkede yasak olan naylon poşet, aralarında Almanya, Norveç, Çin, İngiltere’nin de bulunduğu 68 ülkede ise kısmi yasak ile ücret karşılığında kullanılıyor. Yani dünya kullanımı azaltmaya, hatta bırakmaya uğraşıyor. Yunanistan’daki rakam çok çarpıcı mesela; 2018’in başlarında plastik poşetler ücretlendirildi ve tam yüzde 76 oranında kullanım azaldı.

Türkiye’de bir kişi, yıl içinde ortalama 650 naylon poşet kullanıyormuş. Bu bir kişinin sadece plastik poşet ile tabiata verdiği zarar “325 bin sene” ile tarif edilebiliyor. Bu zararın içinde çevre kirliliğinden tutun, tabiatta çözülmemesine, deniz canlılarına verdiği zararlarından, iklim değişikliğine ve yaşlı dünyanın daha çok yorulmasına kadar bir dizi olumsuzluk sıralayabiliriz.

Naylon poşet olmayınca ‘çevreci’ sayılmayacağız elbette, ama artık bir yerden başlasak mı? Sıra gıda ambalajlarına da gelir belki…

Mesela eskiden şu da vardı. Tarihi geçmiş gazete sayfaları belli bir usulle katlanıp hamurla yapıştırılarak kese kâğıdı olarak kullanılırdı.

Bugün “cömert baskı, cimri satış” sebebiyle bol miktarda iade gazete oluyor.

Bu geçiş vesilesi ile bu eski gazeteler de kese kâğıdı yapılamaz mı? Hem böylece iki farklı amaçla kullanacağımız için kâğıt israfını da bir miktar azaltmış oluruz.

Önce şaka ile başladım, sonra hoşuma gitti. Bunu da bir düşünün derim…

Böylece meslektaşlarımız da hangi manşet ile daha çok satarız yerine, bu gazete sayfalarından kaç kese kâğıdı çıkar hesabı yapabilir!

Latife tabii ki; ama acınacak haldeyiz aslında, zira Türkiye’nin nüfusu arttıkça gazete tirajları azalıyor.

Dijital tehdit karşısında zangır zangır titreyen gazetelerin matbaa makineleri daha ne kadar ayakta kalacak, en zor soru bu aslında…