NAFAKADA ADALET NE ERKEĞİ EZELİM NE KADINI SAHİPSİZ BIRAKALIM

Abone Ol

Anayasa Mahkemesi’nin “süresiz nafaka” kararından sonra Türkiye yine iki keskin uca savruldu. Bir taraf, yıllarca nafaka ödeyen insanların mağduriyetini haykırıyor. Diğer taraf ise boşanma sonrası ekonomik olarak ayakta kalma imkânı olmayan kadınların ne olacağını soruyor.

İkisi de haklı yerden konuşuyor.

Çünkü bu mesele ne yalnızca erkeğin cebidir ne yalnızca kadının dramı. Bu mesele adalet meselesidir. Aile hukukunda adalet, bir tarafı cezalandırıp diğer tarafı korumak değildir. Adalet, boşanmış iki insanın hayatını da mahvetmeden, özellikle de ekonomik olarak zayıf olanı sokağa bırakmadan makul bir denge kurabilmektir.

Evet, bir gün evli kalıp yıllarca nafaka ödemek vicdanı yaralar. Çalışan, kendi hayatını yeniden kurmaya çalışan, belki yeni bir aile kuran bir insanı ömür boyu belirsiz bir yükümlülüğe mahkûm etmek doğru değildir. Nafaka, ceza değildir. Boşanmanın ardından bir tarafın diğerine sonsuz borçlu sayılması da hukuk devleti mantığıyla bağdaşmaz.

Ama madalyonun diğer yüzünü de görmezden gelemeyiz.

Türkiye’de hâlâ birçok kadın evlilik boyunca çalışmamış, çalıştırılmamış, meslek edinme imkânı bulamamış, çocuk büyütmüş, evin görünmeyen emeğini taşımış durumda. Boşanma gerçekleştiğinde bu kadın “hadi artık kendi ayaklarının üzerinde dur” denilerek kapının önüne bırakılamaz. Hele yaşı ilerlemiş, sağlık sorunu olan, çocuğa bakan ya da iş piyasasına dönme imkânı sınırlı bir kadın için nafaka çoğu zaman lüks değil, hayata tutunma çizgisidir.

O halde yapılması gereken bellidir: Süresiz nafaka otomatik olmamalı; ama ihtiyaç sahibi kadın da sahipsiz bırakılmamalıdır.

Yeni düzenleme, ezbere değil ölçüye dayanmalı. Evliliğin süresi, tarafların yaşı, geliri, çalışma imkânı, çocukların durumu, kusur oranı, sağlık şartları ve yeniden hayata başlama kapasitesi tek tek değerlendirilmelidir. Nafaka belirli süreli olabilir; fakat ağır mağduriyet hallerinde hâkim denetimiyle uzatılabilmelidir.

Devlet de bu meselenin dışında kalmamalıdır. Boşanma sonrası yoksulluğa düşen kadın için yalnızca eski eşin cebine bakmak yerine, sosyal destek, meslek edindirme, istihdam ve çocuk bakım mekanizmaları güçlendirilmelidir. Böylece hem nafaka ödeyen kişi ezilmez hem de yalnız kalan kadın çaresizliğe terk edilmez.

Bizim savunmamız gereken çizgi şudur:

Nafaka ödeyenin hakkını gözetelim; ama yalnız kalan kadının hakkını da yedirmeyelim.

Çünkü aile dağıldığında geride yalnızca iki yetişkin kalmaz. Çoğu zaman çocuklar, yaşanmış emekler, görünmeyen fedakârlıklar ve kırılmış hayatlar kalır. Hukuk, işte tam da burada devreye girmeli; öfkeyle değil merhametle, sloganla değil adaletle karar vermelidir.

Süresiz nafaka tartışması yeni bir toplumsal kavgaya dönüşmemeli. Bu ülkenin ihtiyacı erkekleri kadınlara, kadınları erkeklere düşman eden bir dil değil; hakkı, emeği ve insan onurunu birlikte koruyan bir hukuk aklıdır.