Uluslararası siyasette liderlerin yaptığı konuşmalar sadece salondaki diplomatlara değil, tüm dünyaya verilen mesajlardır. İstanbul’da düzenlenen NATO Parlamenterler Zirvesi’nde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı konuşma da bu açıdan dikkat çekiciydi. Özellikle Filistin konusunda dile getirilen “iki devletli çözüm” vurgusu, Türkiye’nin yıllardır savunduğu resmi politikanın bir kez daha güçlü şekilde ifade edilmesi anlamına geliyor.
Ancak burada asıl sorulması gereken soru şu:
Dünya artık sadece söylenenlere mi bakıyor, yoksa yapılanlara mı?
Türkiye, Gazze konusunda en sert siyasi söylemleri kullanan ülkelerden biri. İsrail’in saldırılarını açık şekilde eleştiriyor, Filistin’in bağımsız devlet olarak tanınmasını savunuyor. Fakat uluslararası sistem, vicdandan çok güç dengeleriyle hareket ediyor. Birleşmiş Milletler kararlarının uygulanmadığı, uluslararası hukukun çoğu zaman siyasi çıkarların gölgesinde kaldığı bir dünyada, yalnızca haklı olmak sonuç almaya yetmiyor.
Bugün Batı’nın demokrasi, insan hakları ve uluslararası hukuk söylemi, Gazze söz konusu olduğunda ciddi bir güven krizine girmiş durumda. Aynı şekilde NATO da sadece askeri bir ittifak değil; siyasi tercihlerin de şekillendiği bir platform haline geldi. Türkiye’nin bu platformda Filistin’i gündeme taşıması diplomatik açıdan önemlidir. Ancak bunun uluslararası politikaya ne kadar etki edeceği ayrı bir tartışma konusudur.
Öte yandan Avrupa’nın güvenliği konuşulurken, Orta Doğu’nun güvenliği çoğu zaman ikinci plana itiliyor. Oysa Gazze’de akan kan durmadan Avrupa’nın güvenliği de tam anlamıyla sağlanamaz. Çünkü savaşlar artık sınır tanımıyor; göçü, radikalleşmeyi, ekonomik krizleri ve küresel istikrarsızlığı beraberinde getiriyor.
Burada Türkiye’nin de önünde önemli bir sınav bulunuyor. Sert söylemler kadar etkili diplomasi, uluslararası hukuk mekanizmalarının daha güçlü işletilmesi ve bölgesel aktörlerle ortak hareket edilmesi gerekiyor. Çünkü dış politikada başarı yalnızca doğru cümleleri kurmakla değil, o cümlelerin sahada nasıl karşılık bulduğuyla ölçülür.
Sonuç olarak Erdoğan’ın NATO zirvesindeki mesajları, Türkiye’nin dış politika çizgisinin devam ettiğini gösteriyor.
Eğer uluslararası toplum gerçekten “iki devletli çözüm” istiyorsa, bunu sadece zirve bildirilerinde değil, somut adımlarla ortaya koymalıdır. Aksi halde her yeni zirve, bir öncekinin tekrarından öteye geçemeyecek; barış ise kürsülerde konuşulmaya devam ederken, savaş sahada hüküm sürmeyi sürdürecektir.