Dünya yeni bir çıldırmışın yakıp yıktıklarını konuşurken biraz tarihe gitmek ve çıldırmışların sonundan bahsetmek önemli olacaktır diye inanıyorum.
Hırslarıyla gözü körleşmiş, körleştikçe de çıldırma halinde etrafına saldıran zalimler, tarihte hep hüsranla sonuçlanan hikayelerin baş aktörleri oldular.
Tarihin tanıklık ettiği en büyük zalimlerden biri Nero idi.
Zulmünden en yakınları hatta hocası, danışmanı Seneca bile nasibini aldı ve hayatıyla ödediği bir süreç yaşadı.
O, Nero’yu makul olmaya davet etti ama başaramadı.
Sonuç ne oldu derseniz, orası Nero açısından çok hazindi.
Kazandığı düşmanlıklar, onun da sonunu getirdi ve hüsranla dünyadan defolup gitti.
Bir başka muhteris ise İmparatorluk hayaliyle yollara düşen İskender’di.
İmparatorluğunun hayatı da ancak kendi hayatı kadar sürdü ve gönüllere giremeyen bir muhterisin ancak gücü yetene kadar var olabileceğini bir defa daha ispat etmiş oldu.
Napolyon da bir başka çılgınlık peşinde koşarken, rezil bir sonla noktaladı bütün hayallerini.
Üstelik bir esaret sığıntısı olarak.
Hitler’in hayat hikayesi, çılgınlıkları, zulümleri ise herkesin malumu.
Aslında bugün bir çıldırmış olarak Gazze’ye ve etrafına saldıran Netanyahu’dan daha iyi kimse bilemez ona ne olduğunu.
Önüne çıkacak kimsenin olmadığını düşündükçe, iştahı kabardıkça kabarıyor ve azılı bir ruhla her tarafa saldırıyordu.
Bu hırs öylesine gözlerini kör etmişti ki, kendisini nasıl bir sona sürüklediğini hiçbir zaman göremedi ve hayatı yer altında bir sığınakta sona erdi.
Üstelik hayalleri düşünüldüğünde çok rezil bir sondu bu.
Bugün dengeyi, dengesizlikte gören Trump’ı da yanına alan bir çıldırmış olarak Netanyahu’da hem kendi için hem de dünyadaki Yahudiler için çok kötü bir son hazırlıyor bana göre.
Endülüs Yahudilerine ta 1215’lerde Lateran Konsilinde “rota” adı verilen sarı bir işaretin takılmasını zorunlu kılarak aşağılayan, onları vebalı gibi gören asıl tarihsel Batılı Hristiyan düşmanlarını da unutmuş görünüyor katil Netanyahu.
Çok belli ki gözü dönmüş ve kendilerini bekleyen tehlikeden de çok korkarak şuursuz adımlar atmaya devam ediyor, katil.
Ortadoğu’yu adeta kan gölüne çevirmeye çalışan bu katil, bütün Arap ülkelerini ve dolayısıyla da Türkiye’yi istikrarsız bir zemine çekmeye çalışıyor.
İran ile bir taraftan anlaşma masasına oturup, aynı anda saldırı başlatmak, şuurun ve makulün rafa kalktığının da en önemli göstergesidir zira.
Uzun vade de bu çıldırmışlıkların hem ABD’ye hem de İsrail’e mutlaka faturaları olacaktır.
Arap ülkelerinin artık uyanmaktan başka çaresi de kalmamıştır.
Bugün yaşananlar, aslında her garantiye rağmen nasıl ilk hedef olduklarını da bir kez daha göstermiştir.
İran tarafından ABD’ye baskı oluşturmaları için hedef alındıklarının, alınacaklarının da farkında olmalılar.
ABD’nin -İsrail var olduğu sürece- gerçek bir garantör olma ihtimalinin olmayacağını acı tecrübelerle öğrenmeye devam etmek yerine, İslam ülkeleriyle entegre olmanın daha doğru olacağı muhakkaktır.
Her şeye rağmen bu çıldırmışlar ne yazık ki kendi sonlarını hazırlarken, çok fazlaca masumunda kanına girmiş oluyorlar.
Ve diliyorum, kendi sonlarını çok daha hızlı getirecek öngörüsüzlüklerle ve daha fazla masuma zarar vermeden, rezil bir sonla helak olup giderler; tıpkı saydığım diğer zalimler gibi…
Rabbim, şerlerinden tüm insanlığı korusun!