Niyet Sözün Aynası

Abone Ol

Bazı aynalar vardır; insanın yüzünü değil, niyetini gösterir. Ama o aynaların karşısına geçmek cesaret ister. Çünkü orada makyaj tutmaz, poz verilmez, filtre çalışmaz.

Zaman tuhaf bir dönemden geçiyor. Herkes konuşuyor. Herkes ölçüyor, biçiyor, hüküm veriyor. Bir masa etrafında oturan beş kişiden altısı stratejist, yedisi finans uzmanı, sekizi karakter analisti kesiliyor. Lakin kimse kendi defterini açmıyor. Çünkü kendi defteri sessizdir; alkış istemez ama hesap ister.

Bir insanın en zor yaptığı şey, kendi terazisini kurmaktır. Başkasının terazisiyle tartmak kolaydır. O terazide ağırlık hep karşı taraftadır. Oysa gerçek adalet, önce kendi omzundaki yükü görmeyi gerektirir. Kendini tartmayanın başkasını tartması, terazinin ayarını bozmak gibidir; sonuç çıkar ama hakikat çıkmaz.

Dostluk dediğimiz şey de böyledir. Dostluk, kalabalık önünde omuz omuza görünmek değil; yoklukta da aynı hizayı koruyabilmektir. Bir dostu, başka bir ortamın rüzgârına göre şekillendirmek; aslında kendi pusulasının bozuk olduğunu ilan etmektir. Fakat bu ilan çoğu zaman çok kibar yapılır. Cümleler düzgündür, ton sakindir, yüz gülüyordur. Sadece kalbin yönü değişmiştir.

Bazen bir sohbet, masum bir çay eşliğinde başlar; kelimeler hafif, ses tonu yumuşaktır. Fakat cümlelerin arasına görünmez bir toz karışır. Adı konmaz, ama herkes bilir. İnsan, kendi eksikliğini örtmek için başkasının hikâyesini süsleyerek anlatır. Oysa her eklenen ayrıntı, aslında anlatanın iç dünyasından bir parçadır.

İnsanın kendini en çok ele verdiği yer, başkasını anlatırken seçtiği kelimelerdir. Çünkü insan başkasını anlatırken aslında kendi bakış açısını ifşa eder. Başkasının eksik gördüğü yerler, çoğu zaman kendi korkularının izdüşümüdür. Bir duvarda gördüğümüz çatlak bazen kendi içimizdeki sarsıntının yankısıdır.

İş dünyasında da bu böyledir, mahallenin sohbetinde de. Gürültü arttıkça kalite artmıyor. Tam tersine, sağlam olan susarak büyüyor. Gerçek güç, başkasını küçülterek değil; kendi alanını derinleştirerek ortaya çıkar. Yüksek sesle eleştirmek, yüksek bir konum anlamına gelmez. Bazen sadece iç boşluğun yankısıdır.

Asıl mesele şu: İnsan kendi muhasebesini yapmadan başkasının bilançosunu okumaya kalktığında, satırları yanlış yerden başlar. Oysa her bilançonun en üstünde görünmeyen bir kalem vardır: niyet.

Niyet temizse söz ağır olmaz. Niyet bulanıksa cümle ne kadar zarif olursa olsun bir yerden sızar.

Bu çağın en büyük ihtiyacı daha fazla konuşmak değil; daha fazla içe bakmaktır. Çünkü dışarıdaki kavga çoğu zaman içerideki eksikliği örtmek için çıkarılır. İnsan önce kendi odasını toplarsa, başkasının dağınıklığı gözüne bu kadar batmaz.

Ve şunu unutmamak gerekir: İnsan, en çok sakladığı yerden görünür olur. Hakikat acele etmez. Ama mutlaka ortaya çıkar.