Değerli dostlar, değerli okuyucular;
Yıllardır kamuoyunda Abdullah Öcalan’a atfedilen bazı sözler tartışılır durur.
Bu sözlerin yer aldığı iddia edilen yayınlarda, özellikle Kürt kadınları hakkında son derece ağır, kırıcı ve aşağılayıcı ifadelerin bulunduğu ileri sürülmektedir.
Buyrun size örnek ;
Abdullah Öcalan'ın "Weşanen Serxwebun" yayınlarından çıkan "Nasıl Yaşamalı" kitabının 91. sayfasında Kürt kadını şöyle tanımlanıyordu:
"Belki bazılarına acayip gelebilir, ama açmakta yarar vardır. Kürt kadınlarının çoğunun bedenleri ölü, kokuşmuş, soğuk ve çok kabadır. Fizikleri biraz böyledir, ruhları donuktur. Fikir düzeyi hiç yoktur"
Eğer bu iddialar doğruysa, ortada basit bir dil sürçmesi ya da bir fıkra değil, doğrudan insan onurunu hedef alan çok daha ağır ifadeler var demektir.
Tam da bu noktada sormak gerekiyor:
Bugün Rahmi Koç’a gösterilen öfkenin aynısı neden o zaman gösterilmedi?
Kürt kadınlarının onuru bizim için kıymetli evet ama bu hassasiyet herkes için geçerli olmalıdır.
Kürtlerin itibarı korunacaksa, bunu kişilere göre değil ilkelere göre yapmalıyız.
Çünkü adalet seçerek uygulanmaz.
Vicdan kişilere göre çalışmaz.
Doğruya doğru, yanlışa yanlış demek gerekir.
İşte bu nedenle son günlerde Rahmi Koç üzerinden yürütülen tartışmaları dikkatle izliyorum.
Öncelikle açıkça ifade edelim:
Rahmi Koç’un anlattığı fıkrayı doğru bulmuyoruz.
Herhangi bir etnik kökeni rencide eden sözler kimden gelirse gelsin yanlıştır.
Eleştirilmeyi hak eder.
Bu konuda hiçbir tereddüt yoktur.
Ancak burada başka bir sorun ortaya çıkmaktadır.
Rahmi Koç hatasını görmüş ve özür dilemiştir.
Peki buna rağmen bitmeyen bu öfke neden?
Bir insanın yaptığı hatayı eleştirmek başka şeydir.
Bir insanı topyekûn düşman ilan etmek başka şeydir.
Bugün bazı çevrelerde eleştirinin çok ötesine geçen bir tablo görüyoruz.
Boykot çağrıları…
Nefret dili…
Bir aileyi, bir geçmişi ve onlarca yıllık emeği yok sayma çabaları…
Hatta tehdit diline kadar uzanan söylemler…
Bunların hiçbiri sağlıklı değildir.
Bunların hiçbiri adalet değildir.
Bunların hiçbiri vicdan değildir.
Rahmi Koç yaklaşık bir asırdır bu ülkenin üretimine katkı sunmuş bir iş insanıdır.
Yüz binlerce insana iş kapısı olmuş kurumların başında bulunmuştur.
Binlerce öğrenciye burs verilmiştir.
Bu çalışanların içinde Kürtler de vardır.
Bu burslardan faydalanan gençlerin içinde Kürtler de vardır.
Bu nedenle bir hatayı eleştirirken bir ömrü yok saymak hakkaniyetli değildir.
Ben ayrıca şu soruyu da samimiyetle soruyorum:
Eğer aynı fıkra Lazlar hakkında anlatılmış olsaydı bugün aynı tepki ortaya çıkar mıydı?
Ya da Araplar hakkında anlatılmış olsaydı?
Bu soruların cevabını vermeden adaletten söz etmek kolay değildir.
Rahmi Koç yanlış yapmıştır.
Bunu kabul ediyoruz.
Eleştiriyoruz.
Ama Rahmi Koç’u Kürt düşmanı ilan etmiyoruz.
Çünkü hayatının tamamına baktığımızda karşımızda ayrımcılık üzerine değil, üretim üzerine kurulmuş bir hayat görüyoruz.
Üstelik özür dilemiş bir insanı ömür boyu mahkûm etmeye çalışmak da doğru değildir.
Benim itirazım tam olarak buradadır.
Öcalan’a atfedilen ağır sözler karşısında sessiz kalanların, Rahmi Koç’u tarihten silmeye kalkması bana adalet duygusundan çok öfke siyaseti gibi geliyor.
Rahmi Koç’un yanlışını söyleyelim.
Ama linç etmeyelim.
Eleştirelim.
Ama ölçüyü kaybetmeyelim.
Çünkü adalet, sadece sevdiğimiz insanlar için değil; eleştirdiğimiz insanlar için de gerekli olan en büyük erdemdir.
Allah vatana, millete ve devletimize zeval vermesin.
Vesselam.