Maalesef yine bir okul saldırısıyla sarsıldık.
Başakşehir’de bir ortaokulda yaşanan bıçaklı saldırıda bir çocuğumuzu kaybettik, 7 öğrencimiz yaralandı.
İnsan gerçekten ne diyeceğini bilemiyor.
Geçtiğimiz günlerde de yazmıştım. Okullarda güvenlik tedbirleri artık ertelenemez.
Bugün bir kez daha söylüyorum:
Okullarda güvenlik şart!
Çünkü ortada artık görmezden gelemeyeceğimiz bir gerçek var. Çocuklarımızı sabah evden çıkarıyoruz, okula gönderiyoruz ve onların güvende olduğunu düşünmek istiyoruz. Ama okullarımızda yeterli güvenlik tedbirleri yok.
Bugün yaşanan olay da bunun ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi.
Üstelik burada çok daha düşündürücü bir durum var.
Başka bir okulda eğitim gören bir öğrenci, başka bir okulun üniformasını giyerek ortaokula geliyor ve çocuklara bıçakla saldırıyor.
Bu olayın nasıl planlandığını, saldırganın neden bu okulu seçtiğini ve olayın arkasında başka bir neden olup olmadığını elbette soruşturma ortaya çıkaracaktır.
Ama benim bugün sormak istediğim başka bir soru var:
Biz daha neyi bekliyoruz?
Okullarımızın kapısında güvenlik olmasını istemek için daha kaç çocuğumuzun zarar görmesi gerekiyor?
Bir okula girip çıkan insanların kontrol edilmesi, okul çevresinin güvenliğinin sağlanması, çocuklarımızın korunması artık lüks değildir.
Bu, doğrudan çocuklarımızın can güvenliği meselesidir.
Ben “her okulda polis olsun” demiyorum.
Ama her okulda güvenlik olmalı.
Okulun büyüklüğüne ve öğrenci sayısına göre yeterli güvenlik personeli bulunmalı. Okul girişleri kontrol altında olmalı. Okul çevreleri denetlenmeli. Riskli görülen bölgelerde gerekli ek önlemler alınmalı.
Çünkü bugün yaşanan olay bize bir kez daha gösterdi ki “Bize bir şey olmaz” anlayışıyla çocuklarımızı koruyamayız.
Fakat mesele sadece okul güvenliği de değil.
Ailelere ve öğretmenlere de büyük görev düşüyor.
Anne ve baba, çocuğunun sadece derslerini değil, ruh halini de takip etmeli.
Çocuğumuz eve geldiğinde odasına kapanıyor, kapısını kapatıyor ve saatlerce dış dünyayla bağını kesiyorsa bunu tamamen normal kabul etmemeliyiz.
Ama çocuğu sorguya çekerek de yaklaşmamalıyız.
Onunla konuşmalıyız.
Arkadaşlarını, okulda yaşadıklarını, korkularını, sıkıntılarını, öfkesini anlamaya çalışmalıyız.
Çocuğumuzu dinlemeliyiz.
Çünkü bazen çocuk açık açık “yardıma ihtiyacım var” demez.
Davranışlarıyla anlatır.
İçe kapanır, öfkelenir, arkadaş çevresi değişir, sürekli şiddetten söz eder, tehditkâr davranışlar sergiler.
Bunların hepsi dikkate alınması gereken işaretler olabilir.
Öğretmenlerimizin de burada çok önemli bir sorumluluğu var.
Çocuklarımızı her gün gören öğretmenlerimiz, davranışlarındaki değişiklikleri çoğu zaman aileden önce fark edebilir.
Bir öğrencide ciddi bir değişiklik varsa bunun üzerinde durulmalı.
Gerekirse aileyle iletişime geçilmeli, rehberlik servisi devreye sokulmalı ve uzman desteği alınmalı.
Çünkü şiddet ortaya çıktıktan sonra müdahale etmek yerine, şiddete dönüşebilecek davranışları önceden fark etmek zorundayız.
Bir çocuğun içinde büyük bir öfke varsa, ciddi bir psikolojik sorun yaşıyorsa veya şiddete eğilim gösteriyorsa bunu kimseye zarar vermeden önce tespit etmek mümkün olabilir.
Erken müdahale bazen bir çocuğu değil, birçok çocuğu korur.
Eskiden bu tür olayları duyduğumuzda hepimiz şaşırırdık.
Şimdi ise maalesef okullarda şiddet haberlerini daha sık duymaya başladık.
İşte beni asıl endişelendiren de bu.
Bir olay yaşanıyor.
Herkes üzülüyor.
Herkes açıklama yapıyor.
Sonra gündem değişiyor.
Hayır! Gündem değişmemeli.
Bu olaydan sonra gerçekten bir şeyler değişmeli.
Okullarımızın güvenliği yeniden ele alınmalı.
Ailelerin bilinçlendirilmesi sağlanmalı.
Öğretmenlerin çocukların psikolojik durumlarını daha yakından takip edebilmesi için gerekli sistem kurulmalı.
Ve en önemlisi, bir sorun ortaya çıktığında “Çocuk işte, geçer” denilmemeli.
Çünkü bazen geçmiyor.
Bazen büyüyor.
Bazen bir öfke, bir kavga, bir tehdit çok daha ağır bir sonuca dönüşebiliyor.
Başakşehir’de bunun en acı örneğini yaşadık.
10 yaşındaki bir çocuğumuzu kaybettik.
Bir aile evladını kaybetti.
Başka aileler hastane kapılarında çocuklarından gelecek iyi haberi bekliyor.
Şimdi hepimiz üzülüyoruz.
Ama sadece üzülmek yetmez.
Artık tedbir almak zorundayız.
Ben bir kez daha söylüyorum:
Okullarda güvenlik şart.
Hem de hemen.
Çünkü çocuklarımız okula sadece eğitim almak için gidiyor.
Biz onları okula gönderirken “Acaba bugün başına bir şey gelir mi?” diye düşünmek istemiyoruz.
Çocuklarımızın güven içinde okula gidip güven içinde evlerine dönmesi bu ülkenin en temel meselelerinden biri olmak zorunda.
Daha fazla çocuğumuzu kaybetmeden, daha fazla aileyi ağlatmadan, acilen önlem alınmalı.
Başka 'Eslem Sare’ler ölmemeli.