Öncelikle şunu net olarak ifade edeyim: Trump’ın Çin ziyareti tam anlamıyla bir fiyasko oldu.
Tabi bunun çok önemli sebepleri var.
Burada hiç kimsenin beyanına gerek kalmadan olayların kendi kendini teyit ettiğini de yine çok açık olarak görmek mümkündür.
Zira olaylarla beyanlar arasındaki çelişkilerde burada bize çok fazla şey söylüyor.
Oysa temel gerçek, en başta hiçbir güvenin olmadığını gösteren “çöp” detaylarıdır.
Kullan at telefonlar, çöpe atılan hediyeler; “Çöpe giden ziyaret.” gerçeğinin en iyi teyidi aslında.
ABD tarihinin diplomatik açıdan en kötü ve güç politikaları açısından da eli en zayıf Çin ziyareti yorumu da hafife alınacak bir yorum değildir.
Çin, ABD’nin şu anki halini de çok iyi görüyor belli ki.
Sergilediği net ve tutarlı tavırlardan bunu anlamak mümkün.
ABD-İran-İsrail savaşı, Çin’e, ABD hakkında çok şey söylemiş belli ki.
Tarih yazıcılığının, “İnsanı sustur, delilleri ve belgeleri konuştur.” şeklindeki ilkesi de Çin’e çok büyük fayda sağladı bu zeminde.
Trump’ın söylediklerinden ziyade, sahada yaşananlar pek çok şeyin ispatı oldu.
Tıpkı, İran füzeleriyle yerle bir edilen ABD üsleriyle birlikte, “Yenilmez Amerika” algısının tahtından indirilmesi gibi.
Çin’in görmemesi mümkün olmayan başka bir gerçekte, ABD’nin tarihindeki en yalnız haliyle masasında oluşudur.
Çünkü Batı zihniyeti ya da ABD ile Avrupa arasındaki yarılmanın sadece fikri olmadığı, artık saklanamaz bir gerçektir.
Daha çok yakın zamanda İngiltere Kralı tarafından ayar verilen kuzen ilişkileri, sonrasında bağımsızlık savaşlarına evrilen o meşhur “Çay Partisi” olayındaki vergi kavgalarını hatırlatan gümrük tarifesi kavgalarıyla çok yara almış vaziyette.
Trump’ın üslubu -Papa dahil- kavga edilmedik, aşağılanmadık müttefik bırakmadığı için Çin’deki masada tarihinin en büyük yalnızlığını yaşadı.
Hürmüz Kapanına sıkışan ABD, NATO’dan da istediğini almayınca çok daha derin bir terk edilmişlikle karşı karşıya.
Trump çok nezaketsiz bir şekilde -bu hiçbir seviyede kabul görmez- Çin devlet başkanının defterini -yakaladığı ilk fırsatta- karıştırmaya başlıyor zira.
Bu, bir devlet başkanına asla yakışmayacak saygısızlıktır.
Dahası bir dostluğa, güven duyulan ilişkiye asla yakışmayacak bir harekettir.
Şimdi Trump’ın Çin ziyaretine bu hakikatler üzerinden bakınca bir zafer ya da güven ilişkisi görmek, çok zorlama olmaz mı?
İşte Trump’ı susturduk ve olayları konuşturduk.
Gördük ki her ikisinin anlattıkları arasında çok açık çelişkiler var.
Ben, söze değil icraata bakarım.
Burada da kendi kendini teyit eden bu kadar olay varken, Trump’a bakacak değilim elbette…