_Father/Baba_
Slovak sinemasının dikkat çeken isimlerinden Tereza Nvotova’nın, prömiyerini Venedik Film Festivali’nde gerçekleştiren, Altın Portakal ödüllü _Father_ vizyondaki yerini aldı. Daha önce _The Nightsiren_ ile _Filthy_ gibi çalışmalarıyla toplumsal travmalar ve bireysel özgürlük temalarını cesur bir dille işleyen Nvotova, psikolojik dram türündeki 102 dakikalık bu filminde, yönetmenlik yetkinliğini olgun bir seviyeye taşıyor.
Bir ailenin yaşamının merkezindeki en değerli varlıklarını, yani çocuklarını kaybetmeleriyle başlayan derin boşluğu ve bu trajedinin ardından gelen çözülüşü konu alan _Father_, yas sürecinin sadece bireysel bir acı değil, aynı zamanda aile fertlerinin birbirine karşı yabancılaşmasıyla nasıl bir içsel savaşa dönüştüğünü detaylıca işliyor. Ebeveynlerin, kaybın getirdiği suçluluk duygusuyla baş etme yöntemleri, birbirlerinden uzaklaşmaları ve trajedinin yarattığı görünmez duvarlar, filmin atmosferini domine ediyor. İzleyiciyi bu kederli evin içine hapseden yönetmen, ölümün sadece bir yokluk değil, geride kalanların hayatını yeniden şekillendiren bir varlık olduğunu kanıtlıyor.
Gerçek bir olaydan uyarlanan _Father_, anlatısal açıdan birtakım problemli noktalar barındırıyor. Özellikle mahkeme sahnesi ve diğer bazı sekanslar, anlatının duygusal ritmine hizmet etmekten ziyade, seyirciyi hikâyeden koparan yapay duraklar gibi. Senaryoda ucu açık bırakılan pek çok düğüm ve belirsizlikler, filmin dramatik gücünü zayıflatıyor. Sürprizli veya alışılmadık bir yapı sunmaktansa, yoğun bir yas atmosferi kurmaya odaklanan metin, duygusal inandırıcılığı sağlamakta oldukça başarılı olmasına rağmen, anlatısal açıdan daha sıkı bir örgüye ihtiyaç duyuyor.
Senaryodaki eksikliklerini bir nebze olsun gölgeleyerek yapımı izlenebilir kılan en güçlü unsur, oyunculuklar. Milan Ondrik ve Dominika Moravkova, ebeveyn rollerinde gösterdikleri performansla adeta bir yıkım tablosu çiziyorlar. Ondrik, acıyı dışa vurmak yerine içine gömen sert ve suskun baba figürünü ustalıkla canlandırıyor. Moravkova ise kaybın getirdiği çaresizlik ile ayakta kalma direnci arasındaki ince çizgide gidip gelen trajik bir karakter portresi sunuyor. İkilinin arasındaki kimya sayesinde izleyici, bu iki insanın birbirine olan mesafesinde bile acının ortak paydasını okuyabiliyor.
Matemin soğukluğunu görselleştirmekte oldukça başarılı bir yönetmenlik performansı ortaya koyan Nvotova, karakterlerin yas içindeki eylemsizliğini ve zamanın acı veren yavaşlığını vurgulamak için başvurduğu uzun plan sekanslarla, izleyiciyi bu sessiz yıkımın fiziksel bir parçası haline getiriyor. Geniş ve boş kadrajlarla karakterlerin içsel yalnızlığını pekiştiren sinematografide doğal ışığın kullanımı sahnelere belgeselvari bir doğallık katarken, kurgu ise zamanın acı içindeki insan için nasıl durduğunu yansıtan ağır akışıyla hikâyeyi destekliyor. Evdeki rahatsız edici sessizliği vurgulayan minimalist ses tasarımı, filmin oldukça hüzünlü olan atmosferini güçlendiriyor.
Haneke’nin steril ve mesafeli anlatısı ile dramatik yoğunluğun zirve yaptığı İskandinav sinemasının hüznü arasında gidip gelen bir çizgide konumlanan _Father_, kaybın fiziksel ve psikolojik bir yıkıma dönüştüğü anlarda karakterlerin içine düştüğü karanlık teması ile _Antichrist_ ve _The Son's Room_ filmleriyle benzeşiyor. Ancak Nvotova, bu trajediyi Trier’in provokatif görselliğiyle yahut Nanni Moretti'nin hümanist şefkatiyle değil daha gerçekçi ve belgesel estetiğine yakın bir üslupla işliyor. Her ne kadar yas sürecinin yarattığı bireysel parçalanmayı işleyiş biçimiyle _Manchester by the Sea_’nin kederli tonuyla kıyaslanabilecek bir potansiyel barındırsa da senaryodaki odağı dağıtan tercihler, onu bu türdeki muadillerinin sunduğu katmanlı anlatı derinliğinin bir basamak gerisinde bırakıyor. Yine de _Father_, bu kıyaslamalar içinde, kaybı sadece bir olay değil, hayatın dokusuna sinen kalıcı bir varlık olarak tanımlamasıyla türün diğer örneklerinden ayrışan özgün bir içsel yolculuk sunuyor.
Ezcümle; _Father_, bir ailenin evlat acısıyla sınandığı o en karanlık alanı, güçlü oyunculuklar ve estetik bir sinema diliyle beyaz perdeye taşıyan, senaryosundaki yapısal boşluklar nedeniyle potansiyelini tam olarak gerçekleştiremeyen bir matem hikâyesi. Yasın acısı, filmin kendisinden daha uzun süre zihni meşgul etse de _Father_, hiçbir telafisi olmayan bir kaybın ardından geriye kalan sağır edici sessizliğin, eksik ama sarsıcı bir portresi. Ölümün boşluk yaratıp gitmediğini; aksine, geride kalanların üzerine sinen, her hareketini ve düşüncesini belirleyen, adeta gölge gibi takip eden somut bir ağırlık bıraktığının altını çizen Nvotova özetle izleyiciye şunu söylüyor: kaybın yokluğu, kalanın varlığıdır.