Babamın vefatı sonrası sizlerle biraz hasbîhâl etmek istedim…
İnsanların hepsine bir ömür biçilmiştir. Kaç yaşında ölürse ölsün, herkes bir ömür yaşar. Kimisi doğar doğmaz ölür, onun ömrü o kadardır; kimisi de Hz. Nuh Nebi gibi dokuz yüz küsur sene yaşar, onunki de bir ömürdür. Bu bilgi ne işimize yarayacak bilmem ama uzun ömrün de kısa ömrün de bir gün hitama ereceği gerçeği asla değişmiyor.
Ölümlerden bize arta kalan nedir? Ölüm neden en güzel nasihattir, onun üzerinde durmak lâzım...
İmam Gazâli der ki: "İnsanoğlu o kadar dünyevîleşir ki, mezar kazan bile öleceğine inanmaz."
Ölenle ölünmez ama ölümü de düşünmek zorundayız.
Geçenlerde ilginç bir olay yaşadım. Evimize taziyeye gelen yetmişli yaşlarda bir misafir, kendisinden büyük ağabeyi ile yaşadığı sınır kavgasından söz ediyor, haklı olduğunu iddia ediyor ve evdeki diğer misafirlerden hâl diliyle psikolojik destek talep ediyordu. Aldığı destekle dedi ki: "Yarın ilk işim, ağabeyimin bana vermediği yeri sınırıma katmak olacak."
Normalde ne söze karışacak mecalim var ne de araya girip durumu tersyüz etme düşüncem... Ama kendimi ateşe atma pahasına: “Etme emmi, dünya malı dünyada kalır. Daha birkaç gün önce mezar kazdık, bırak öyle kalsın. Yarına çıkmaya ne senin garantin var ne de ağabeyinin. Haydi biriniz öldü; sen ölsen öteki tarafta pişman olacaksın, ağabeyin ölse vicdan azabı çekeceksin.” dedim.
"Doğru söylüyorsun, herkes gazlayınca ben de gaza geldim." dedi.
Bilin bakalım ne oldu? Ertesi gün ağabeyi vefat etti. Vefat haberini duyunca kısa süreli bir sarsıntı geçirdim.
Sadece ölümden değil, yaşamdan da nasihat almak lazım. Birçok insan küs ölüyor, en yakınındaki insanlara bile. Sabah dedikodusunu yaptığı insanın öğlen ölüm haberini alıyor! "Nasılsa helâlleşirim," dediği insanı bir daha göremiyor!
Yaşamak madem bize ders vermiyor... O zaman ölümden alalım dersleri!
Kırgınlıkların bize kazandırdığı ne var diye herkes sormalı değil mi kendine? Bir insanın ardından kötü şeyler konuşacağın zaman, yarına çıkma garantin olmadığını düşünsen mesela?
Hani bize kazandıracağı bir şey yoksa neden kötü konuşalım da hem Allah indinde hem insanlar nezdinde itibarımızı zedeleyelim? Fitne kazanı, altına odun atmasan bile yeterince kaynıyor zaten!
Ölüm bize infak etmeyi neden öğretmez meselâ? Biriktirdiğimiz parayı toprağın altına götürme şansımız yok, bunu bilmeyen de yok... Verdiğimiz gidecek madem bizimle; neden vermeyi değil de biriktirmeyi tercih ediyoruz onca ihtiyaç sahibi insan varken?
Hiç hesapta yokken, hiç umursamadığın insanların sana oldukça yakın olduğunu öğretir ölüm. Çok değer verdiğin insanların da senden fersah fersah uzak olduğunu göstermeyi ihmal etmez.
"Ölenin ardından kötü konuşulmaz, ölen hayırla yâd edilir," felsefesinin de bize anlattığı şeyler vardır.
Hayırla yâd edilecek bir hayat yaşa demek ister ölüm bize. Öyle bir hayat yaşa ki, geride bıraktıkların seni anlatırken zorlanmasın. Nasıl bahsedilmesini istiyorsan öyle bir hayat yaşa!
"Hayatını yaşa!" değil... Hayatını insan gibi yaşa!
"Ölüm güzel şey; budur perde ardından haber...
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?"