ÖLÜMÜN YİTİK SICAKLIĞI

Abone Ol

İnsan bu dünyaya ağlayarak gelir; çevresindekiler ise sevinçle karşılar onu.

Ama nasıl uğurlanır, nasıl bu dünyaya veda eder?

Modern hayat, insana kattığından çok daha fazlasını alıp götürüyor; verdiği konfor, çaldığı huzurla asla kıyaslanamaz.

Konfor büyüdü, yakınlık eridi; evler genişledi, yürekler daraldı, mesafeler kısaldı ama insanlar birbirinden uzaklaştı.

Bir zamanlar ölüm, mahrem ve mukaddes bir andı; yakınlar başucunda toplanır, dudaklarda Kur'an sesleri, gönüllerde dua tüterdi.

O uğurlama, salt bir vedadan ibaret değildi; ruhun bu fani dünyadan öbür dünyaya geçişine şahitlik eden, onu onurlandıran bir vefa töreniydi.

Ölüm de bir öğretmendi o günlerde; çocuklar görür, büyükler hisseder, herkes anlardı faniliğin ağır ama arındırıcı hakikatini.

Bugün ise o kapı, soğuk koridorlarda, steril duvarlar arasında, makinaların tek düze seslerine karışarak aralanıyor.

Yoğun bakımın soğuk beyaz ışığı, bir ömrün son sahnesine düşen en yalnız aydınlıktır.

İnsan sıcaklığından uzak, dost bakışından yoksun, avuçları boş; sadece bip sesleri ve anlamsız rakamlar eşlik ediyor o son yolculuğa.

Modern medeniyet bunu ilerleme diye sunar bize; ölümü temizlemiş, düzenli hale getirmiş, adeta tıbbileştirmiştir.

Oysa ölümü tıbbileştirmek, onu insanileştirmek değil; bilakis insandan uzaklaştırmaktır.

Geçmişte hatırlıyorum, ölüm hayatın içinde tutulurdu; çocuklar görürdü onu, gençler öğrenirdi ondan, yaşlılar korkmadan beklerdi onu.

Şimdi ölüm saklanıyor, hastaneye havale ediliyor, görünmez kılınıyor; sanki yaşanmamış gibi, yaşanmaması gereken bir şeymiş gibi.

Ölümden bu kaçış, aslında hayattan da bir kaçıştır; zira ölümü inkâr eden, hayatı da inkâr etmiş olur, hayatın kıymetini ise bilemez.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) ölümü çokça hatırlamayı tavsiye ediyor; çünkü ölümü hatırlamak, hayatı savruk harcamamaktır.

Kadim irfanımız da aynı hakikati farklı bir dille söyler: Ölümü unutanın gönlü dünyaya köle olur, ruhu ise prangaya.

Bir medeniyet, ölülerine nasıl davrandığıyla da ölçülür; zira ölüye gösterilen vefa, diriye duyulan saygının en saf aynasıdır.

Nicelik her alanda niteliği ezdi; ilişkilerin de, uğurlamaların da, en kıymetli anların da.

Yaşamın sayısallaştığı, duygunun veriye dönüştüğü bir çağda ölüm de soğuk bir istatistiğe indirgendi.

Son nefeste yanında bir el, bir dua, bir göz yaşı bulamayanın yalnızlığı; işte modern çağın en ağır ve en sessiz faturasıdır bu.