Onlar gibi de olmayacağız

Abone Ol

Zulme, haksızlıklara rıza göstermek de zulümdür. Haksızlıklara, yanlışlara karşı dikkatli ve dirayetli olmazsan bir sabah onlar gibi olmuş bir halde buluverirsin kendini.

Dünya hâlâ zindan ve her yer zifiri karanlık. Eğer gerekli hassasiyeti göstermezsek bazı şeyler bizi aldatabilir; zalim ile mazlumu tefrik etmek bizim için zorlaşır. Dünya nimetleri bazılarımızı aldatabilir ve asıl gayeden uzaklaştırabilir. Önemli olan Rachel Corrise’nin de dediği gibi “zulüm bizdense, ben bizden değilim” diyebilmektir.

Zor bir dönemden geçtiğimiz aşikâr. Bu zorluk bizim gibi kendimizden bildiğimiz kimselerin/kardeşlerimizin kendilerini unutmasından, gaye/hedeflerin değişmesindendir.

Maalesef İslam kültürü ile beslenen, milli ve manevi hassasiyetleri tartışma götürmeyen, idealist, dava adamı diyebileceğimiz bazı kardeşlerimizin değiştiği, farklılaştığı sır değil. Güç, zenginlik, makam-mevki, imkânlar vs. onları haddinden fazla değiştirdi. Kendilerine yapılan üstü örtülü uyarıları dikkate almadılar. Alenen yazılanları ise üzerlerine almamaya devam ediyorlar.

İki yıl önce insanın tüm enerjisini, yaşama isteğini yok eden. bir kara delik gibi; ne kadar iyi ve güzel şey varsa emip yok ediveren; yeryüzünde kötülüğün temsilcilerine  “Onlar gibi olmayacağız” demiştim. Bu kez de bizim gibi iken değişen, farklılaşan ve dönüşenleri işaret ederek söylemeliyim ki “Onlar gibi de olmayacağız!”

Pek çoğumuzun canını haddinden fazla sıkan, kifayetsiz muhteris, kendilerine olağanüstü makyajlar yaparak kelimelere takla attıran, süsleyip püsleyen, en ulvi kelime ve kavramları sufli emellerine paravan yapan, şımarıklık ve cazgırlıkları ile pek çok kişiyi susturabilen, kendilerine yapılan eleştirileri daha yüksek perdeden hiç üzerlerine alınmadan en kutsal metinlerle çaktırmadan cevaplar veren, kimselerin kendilerini görmediği zannettikleri mekanlarda çok farklı davranan, ümmetin selameti için susanları ise korkak zanneden, öyle veya böyle zevahiri de kurtardıklarını zannedenler gibi de olmayacağız.

Bu ortamda değişime ve dönüşüme ısrarla direnen, yeri geldi mi “enayi” olarak nitelenen bizlere düşen görev zifiri karanlıkları aydınlatacak kıvılcımları çıkarmak ve meşaleleri yakmak.

Aslında sorumluluk bilincinde olan herkesin yapması gereken karanlıklara küfretmek, zulmetten ve olumsuzluklardan şikâyet etmekten ziyade kendimizi, ailemizi ve çevremizi aydınlatabilmek için bir mum yakmak, bir meşale tutuşturmaktır. “Herkes ganimet vs. derdine düşmüş, kimse kimseyi dinlemiyor, benim yapabileceğimden ne olur?” diye küçümsemeden gayret etmektir. Zira gayret bizden tevfik/nusret Allah’tandır. Bizim sorumluluğunuz bize yüklenen görevleri/tebliği yerine getirmektir. (Nur-54)

Hiç unutulmaması gereken bir diğer husus da kötülükler gibi iyilik ve güzelliklerin de bulaşıcı olmasıdır.

Bizler gizli gündemli, karanlık gayesi olan kimseler değiliz. Bizlerin her şayi aşikâr. Kendini İslam’ın bir neferi görenin yüreğinde korkudan eser olmaz. Yine bizler “gayeye götüren her yol mübah” anlayışındaki Makyevelist ve takiyyeci zihniyetten beriyiz. Bizim davamız Hak davasıdır. Bu davanın dünyevi bir karşılığı ve bedeli asla yoktur.

Bizim anlayışımızda kimseyi geride ve yalnız bırakmak da olmadığı için hata yapan ve yolunu şaşıran kardeşlerimiz için de “kollarına girmek” ve birlikte tekrar yola revan olmak hususunda ısrarcıyız.

Rabbimizin “Görmedikleri halde Rablerinden korkanlar için bir bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır.” (Mülk/12) hitabına binaen çare “Yine yeniden Mekke Dönemi” dememizin bir sebebi de bu.

Yeniden Mekki ayetlerden iman, ahlâk, inkâr, ölüm ve ahiret, cennet, cehennemi öğreneceğiz. Kaybettiğimiz, unuttuğumuz şeyleri yeniden öğrenip Rabbimizden af dileyerek, iman tazeleyerek yolumuza devam edeceğiz. Hatada ısrar edenlerden de olmayacağız.

Bazıları hep olacak ve birileri de yine hep iyi olacak/kalacak.