ÖRGÜT BİTTİ Mİ BİÇİM Mİ DEĞİŞTİRDİ? SİLAHSIZ PKK OLMASIN!

Abone Ol

Ben bütün tartışmayı tek bir cümlede topluyorum: Kalaşnikof gider, yerine rozet gelir mi?

Çünkü bir terör örgütü sadece elindeki silahtan ibaret değildir. Kadrosu vardır, hiyerarşisi vardır, finans ağı, propaganda mekanizması, uluslararası bağlantıları ve yıllar içinde oluşmuş bir örgütsel hafızası vardır. Siz yalnızca silahı ortadan kaldırır ama bu mekanizmayı olduğu gibi bırakırsanız terörü bitirmiş olmazsınız; sadece yöntemini değiştirmiş olursunuz. Dağ kadrosu iner, şehir kadrosuna dönüşür. Silahlı hücre kapanır, dernek açılır. Üniforma çıkar, takım elbise giyilir. Kalaşnikof gider, yerine rozet gelir.

Türkiye’nin ihtiyacı “silahsız PKK” değildir. Türkiye’nin ihtiyacı PKK’nın bütün örgütsel yapısıyla sona ermesidir. Çünkü silahsız bir örgüt hâlâ örgüttür. Hiyerarşisi, finansmanı, kadroları ve talimat zinciri devam ediyorsa yalnızca silahın ortadan kalkmış olması sorunu çözmez.

Bu nedenle geri dönüşler başladığında devletin her dosyaya ayrı ayrı bakması gerekir. Örgüte katılmış fakat hiçbir silahlı eyleme karışmamış biriyle, yıllarca silahlı kadro içinde faaliyet yürütmüş bir örgüt yöneticisini aynı kategoriye koyamazsınız. Hukuk kişiye, fiile, suça ve delile bakar. Ancak burada yalnızca geçmiş de yeterli değildir. Devlet geleceğe de bakmak zorundadır. O kişi örgütle ilişkisini gerçekten bitirmiş midir? Başka bir yapılanmaya aktarılacak mıdır? Bir belediyede, dernekte veya siyasi organizasyonda eski hiyerarşisini sürdürecek midir? Asıl güvenlik meselesi burada başlıyor.

Türkiye bu konuda tecrübesiz değil. 2013-2015 arasındaki çözüm sürecinde çok güçlü bir barış beklentisi doğmuştu. Fakat süreç ilerlerken bazı şehirlerde hendekler, barikatlar ve silahlı yapılanmalar ortaya çıktı. Dağdaki yapı tamamen ortadan kalkmadan şehirde başka bir model oluşmaya başladı ve Türkiye bunun bedelini ağır ödedi. Bugünkü sürecin geçmişten en önemli farkı işte burada ortaya çıkmalı: Silahın bırakılmasıyla örgütün tasfiyesi aynı anda yürümeli.

Mesele sadece Türkiye sınırları içinde de değil. PKK yıllardır Irak, Suriye ve Avrupa’da farklı isimler ve organizasyonlar üzerinden faaliyet gösteren geniş bir ağ kurdu. Bu nedenle gerçek tasfiye yalnız Türkiye içindeki kadroların silah bırakması anlamına gelemez. Örgütün finans, propaganda, lojistik ve insan kaynağı mekanizmalarının da sona ermesi gerekir. Aksi halde Kandil’deki tabela iner, başka yerde başka bir tabela asılır.

Burada demokratik siyaset ile örgütsel siyaseti birbirinden çok net ayırmak zorundayız. Türkiye’de Kürtlerin demokratik siyaset yapmasının önünde hiçbir engel olmamalıdır. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkes istediği siyasi görüşü savunabilir, hükümeti eleştirebilir, devlet politikasına itiraz edebilir. Bunların tamamı demokratik siyasetin içindedir. Ancak silahlı bir örgütün bir siyasi partiyi, belediyeyi veya sivil toplum kuruluşunu kendi emir-komuta sisteminin parçası hâline getirmesi demokratik siyaset değildir.

Hatta gerçek demokratik Kürt siyasetinin önündeki en büyük engellerden biri yıllardır PKK’nın kendisidir. Silahlı bir yapının gölgesinde yapılan siyasetin ne kadar özgür olabileceğini ciddi biçimde tartışmak gerekir. PKK’nın tasfiyesi bu nedenle yalnız Türkiye için değil, Kürt siyaseti açısından da yeni bir alan açabilir. Ancak şartı açıktır: Örgüt siyasete transfer edilmeyecek. Dağdaki komutan belediyede yönetici, silahlı kadro parti teşkilatında görevli, örgütün finans sorumlusu bir derneğin yöneticisi hâline gelmeyecek.

Dünyadaki örnekler de bu tehlikeyi gösteriyor. Kuzey İrlanda’da IRA’nın silahsızlanması yıllarca süren denetim ve siyasi dönüşüm gerektirdi. Kolombiya’da FARC silah bıraktıktan sonra bazı unsurlar yeniden silahlı gruplara katıldı. ETA silahlı faaliyetlerini bitirdikten sonra bile eski kadroların siyasi etkisi İspanya’da uzun süre tartışıldı. Hiçbir ciddi devlet “silah bırakıldı, dosya kapandı” demedi. Çünkü terör örgütleri yalnızca silah deposundan ibaret değildir.

Bir de işin vicdan tarafı var. Şehit aileleri ve gaziler bu sürecin sadece seyircisi değildir. Bir şehit annesi yarın “Benim oğlumu öldüren kişi hangi düzenlemeden yararlandı?” diye sorduğunda devletin verecek cevabı olmalıdır. Bir gazi “Dün bize kurşun sıkan adam bugün nasıl siyasi aktör oldu?” dediğinde bunun da cevabı bulunmalıdır. Bu yüzden süreç mümkün olduğu kadar açık ve denetlenebilir yürütülmeli, hangi ilkelere göre karar verildiği topluma anlatılmalıdır.

Devlet intikam duygusuyla hareket etmez ama hafızasız da hareket etmez. Silahını gerçekten bırakmış, örgütten kopmuş, hukuka teslim olmuş ve normal hayatına dönmek isteyen insan için bir yol açılabilir. Fakat yeniden yapılanmaya çalışan, eski örgütsel hiyerarşisini koruyan veya başka kanallar üzerinden aynı yapıyı sürdürmek isteyen kadrolara da izin verilemez.

Sonunda “Terörsüz Türkiye” sürecinin başarısını tek bir soru belirleyecek: PKK silah mı bıraktı, yoksa sadece kıyafet mi değiştirdi?

Eğer dağdaki örgüt dağılıyor, hiyerarşi bitiyor, finans ağı çözülüyor ve insanlar birey olarak Türkiye’nin demokratik hayatına dönüyorsa, gerçekten yeni bir dönemden söz edebiliriz. Ama dağdan inen kadrolar örgütsel disiplinlerini koruyarak siyasete, belediyelere ve sivil yapılara taşınıyorsa bunun adı çözüm olmaz.

O zaman yalnızca Kalaşnikof gider, yerine rozet gelir.