Uluslararası diplomasinin koridorlarında yankılanan son kulis bilgileri, bölgedeki fay hatlarının yeniden şiddetle sarsılacağını gösteriyor. İsrail medyasında yer alan ve Tel Aviv yönetiminin Washington’dan bağımsız bir şekilde İran’a yönelik askeri operasyon başlatmaya hazırlandığı yönündeki haberler, sadece yeni bir çatışma dalgasının habercisi değil; aynı zamanda yıllardır süregelen jeopolitik blöf oyununun sonuna gelindiğinin de somut bir kanıtı.
Yıllardır süren gölge savaşlarında, vekalet savaşçılarında ve karşılıklı güç gösterilerinde sona yaklaşılıyor. Ancak bu kez denklem oldukça yalın ve sert: Eğer İsrail, arkasında ABD’nin açık desteği veya onay mekanizması olmadan tek taraflı bir askeri hamleye girişirse, gözler doğrudan Tahran’ın vereceği yanıta çevrilecektir.
Tam da bu noktada, yıllardır bölgesel caydırıcılık söylemini siyasetinin merkezine oturtan İran için hayati bir yol ayrımı beliriyor. Bir devletin caydırıcılığı, yalnızca envanterindeki füzelerin menziliyle değil, o gücü kullanma iradesi ve kararlılığıyla ölçülür. Tel Aviv’in tek başına atacağı tırmandırıcı bir adıma karşı Tahran yönetimi, İsrail’in askeri ve stratejik dengelerini tamamen sarsacak boyutta devasa bir karşılık vermezse, bölgesel aktör kimliğini kendi elleriyle tarihe gömmüş olur.
Yıllardır "direniş ekseni" söylemiyle bölgede nüfuz alanı oluşturan, her fırsatta misilleme kapasitesini sergileyen bir yönetimin, doğrudan kendi topraklarını veya hayati tesislerini hedef alan bağımsız bir İsrail saldırısına cılız yanıtlar vermesi ya da itidal çağrılarına sığınması kabul edilemez. Böyle bir senaryoda verilecek yetersiz bir karşılık, İran’ın askeri doktrininin sadece dev bir kâğıttan kaplandan ibaret olduğunu tüm dünyaya ilan etmesi anlamına gelecektir.
Siyaset ve askeri strateji, niyetlerle değil sonuçlarla ilgilenir. İsrail, ABD’nin koruyucu şemsiyesini bir kenara bırakarak tek başına hareket etme riskini alıyorsa, bunun bedelini de en ağır şekilde ödemelidir. Aksi halde, saldırıya uğrayıp da hasmını felç edecek düzeyde amansız bir karşı hamle yapamayan bir İran, uluslararası kamuoyunun ve kendi kamuoyunun gözünde tüm inandırıcılığını yitirecektir. Kısacası; bu tırmanışta İsrail düğmeye bastığı an, İran ya vaat ettiği o yıkıcı gücü sahaya yansıtarak muhatabını haritadan silecek bir stratejik hezimete uğratır ya da tarih sahnesinde ağır bir mahcubiyetle baş başa kalır.