Oryantalizmin doğurduğu kompleks: Terör ve işgal – 6

Abone Ol

Oryantalizmin yazılı bir kaideler listesi ve fikstürü olmadığının altını çizmiştik. “Şark etüdü” adı altına sığınan ve Müslüman coğrafyaları sinsice içeriden kuşatan Oryantalizmin takdire şayan bir başka prensibi de “kendi eleştirmenlerini doğurmasıdır”. Oryantalizmi bir yandan makul kabuller çerçevesinde hayata “araştırma projeleri” şeklinde sunarken, öte yandan eleştirisel değerlendirmelere yer veriyor olmaları, Batı’nın zekâsına işaret ediyor. Bir diğer yöntem ise, düşünürler aracılığı ile lansesinin yapılması. Meselâ Karl Marx komünizmin temelini atan isim olarak bilinirken, “Bunlar kendi kendilerini temsil edemiyorlar, temsil edilmeleri gerek” cümlesinden Doğulu bîhaber. Anlaşıldığı üzere, cümledeki “bunlar”ın muhatabı da biz Doğulularız!

Benjamin Disraeli’nin, “Doğu, başlı başına bir meslek dalıdır” ifadesi ise, Doğu’nun Batı tarafından sömürülmesi, nemalanılması, kullanılması mümkün olan bir pazar olduğunu iddia ediyor.

Doğu en masum hâliyle, kendi meziyetlerinin farkındalığını yitirmenin kefaretini Batı’nın önünde serilmiş bir açık pazar olarak kabullendiği sürece ne örneklerimiz, ne iktibaslarımız, ne de söyleyecek sözümüz bitecek.

Üzerimize düşen nedir?

15 Temmuz işgal girişiminin “Kurtuluş Zaferi” ile neticelenmiş olması bizleri rehavete sevk etmemeli. Rabbin lütfu, devletin iradesi ve milletin gayreti ile tecelli eden zaferimizi Batı’nın sindirmesi kolay olmayacaktır. Ki o tarihten bu yana cereyan eden pek çok terör olayı ve ekonominin hızlı ivmesi, bu hazımsızlığın bir semeresi olarak duruyor karşımızda.

Doğu ülkeleri ve bizim ülkemiz üzerinde uygulanan tüm siyasî ve stratejik plân-projelerin temelinde yatan, Haçlı zihniyetinin Müslümanlara karşı kıyamete kadar sürecek din savaşıdır. Bu hakikate vâkıf olduğumuz kadar, bundan böyle dinimize vâkıf olmak zorunluluğumuzu da unutmamak gerekiyor. Ki Rabbimiz lütfunu, merhametini ve rahmetini üzerimizden çekip almasın!

Detaya giremediğimiz, ucundan bucağından temas ederek bir kolaj oluşturduğumuz bu dosya, bizim için Batı’nın Doğu’yu nasıl değerlendirdiğine dair ipuçları barındırıyor. Güneşi doğuran bereketli Doğu coğrafyalarının önce Âlemlerin Rabbine, sonra ışığa hakikatli bir şükür borcu var. İşte bu mesuliyet bilinci ile izlemek gerek olup biteni ve ülkemiz üzerinde özellikle son bir asırdır oynanan oyunların, yapılan kurguların birer rastlantı olmadığını artık ciddiyetle fehmetmek gerek!

Batı masaya Doğu’yu yatırmışsa, tahsil edeceği değerler olduğunu idrak etmek gerek. Evet, Batı, Doğu’nun tüm zaaflarından, tüm kaynaklarından, tüm değerlerinden, tüm tarihinden haberdar! Etüt ediyor, araştırıyor, biliyor, öğreniyor, hâsılı tanışıyor elini uzattığı Doğu coğrafyalarıyla. Tanıştığı her Doğulu coğrafyaya kıymetli bir geleneksel dirayete sahip ya da kıymetli kaynakları barındırıyor ve hepsinden öte İslâm ile şereflenmiş oluyor. Evet, Hıristiyan dünya Müslümanları ve İslâm coğrafyalarının maddeye çevrilebilir kaynaklarını sömürmek için fırsat kolluyor! Çünkü “İslâm’ın en yüksek gür seda” olacağı müjdesinin farkında.

(Devam edecek…)