Yeni Türk Cumhuriyeti inşa edilirken bir kafa karışıklığı yaşandığı kesin.
Osmanlı’yı içten çökertenlerin, çöküş sonrası Osmanlı’nın muhteşem çöküşü altında kalmamak için göze almadıkları ihtimâl kalmamış.
Kaba ifadeyle öyle bir ret ve inkar refleksi göstermişler ki, neleri ret, neleri inkâr ettiklerini 2 bin 700 vuruşluk bir yazı da anlatmam zor.
Ben topyekun bir ret ve inkâr deyim siz anlayacağınızı anlayın.
Ancak, ıskalamanızı istemediğim için, neyi topyekun ret ve inkar ettiklerini iki kelimeyle ifade edeyim.
Gelenek ve kültürümüzü…
Bugün bu ret ve inkâr mirasını ısrarla sürdürenler de geriye kalanları…
Geriye ne kaldıysa elbette…
Dün ile irtibatın koparılması maksat olunca, hesabını yapmaya da gerek yok.
Çünkü, köklü milletler küllerinden yeniden doğar ve kendini restore edebilir.
Giriştikleri iş büyük. Binlerce yılın geleneği ve kültürünü öyle kolayca silip atmak babayiğit işidir.
Babayiğitlik dememi yadırgamayın.
Öyle bir sistem kurar, öyle bir yol tutturursunuz ki, halk sizi baş tacı yapar ve ruhuna kadar yeniler kendisini.
Dünü inkârı bırak, siler geçer.
Bu millet bunu vaktinde yapmış.
Hakanından halkına kadar üstelik.
Mekkeli yetim bir babayiğit sayesinde.
Efsane mefsane…
Mağrip’ten Maşrık’a kadar yaşadığı bütün coğrafyalarda İslamlaşmış.
Aynı milletin evlatları, bu ret ve inkâr mirasyedisi, idare-i maslahatçı, vesayetçi demagog politika ve siyasetçilere de 12 yıl önce sağlam bir cevap vermişti.
Meselemiz bu değil.
Osmanlı bizim ciddi bir meselemiz…
Aynı zamanda ret ve inkar edenlerin de ciddi meselesi.
Bizim Osmanlılık meselemizin ahvaline bakmadan önce, bugün hâlâ Osmanlı düşmanlığını sürdürenlerin kimler olduğu kadar, argümanlarına da bakmak lazım.
Osmanlıya dün saldıran atalarının argümanları demokrasi ve laiklikti.
Demokrasi ve laiklik mızrağını sapladıkları yer de milletin tam olarak kalbiydi. Kalbi yani geleneği, kültürü…
Yani dini…
Hedefte kimlerin olduğunu anlayacak zekâya sahip olduğunuzu düşünüp, zekânızla alay eder gibi Müslümanlar elbette demeyeceğimi sanıyorsanız çok beklersiniz. Tekrar ikrardır. İkrar da iyidir.
Dertlerinin üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek olduğunu kabul etmek lazım.
Öyle olmasaydı topyekun ret ve inkar geliştirmek yerine, ilimden sanata insanlık medeniyetine fayda sağlamış, farklı kültürler ve etnisitenin banisi olmuş, yeryüzünün ikinci büyük imparatorluğuna -diğeri Roma İmparatorluğu’dur- kör bir düşmanlık geliştirmezlerdi.
Bize saldıranların, bağnazca yaptıkları kökencilik gözümüzden kaçmıyor.
Osmanlı ve hatta Selçuklu milli aidiyet meselemizdir.
Bu mesele, yeniden bir padişahlık kurmak ve bir padişahın teb’ası olmak arzusu değildir.
Bu memlekette, kültürel kimliğimiz ve varlığımızın meşruiyetinin köklü legalitesi olarak gerekli milli şuur meselemizdir.
Biz her fırsatta, her türlü argümanla saldıran zihniyet, 100 yıldır bir terakki göstermiş görünmüyor.
Saldırganlıklarını, içeriğini boşaltarak dinsizlikle özdeşleştirdiklerilaiklik hançeri ve demokrasi demagojisiyle (mavra da diyebiliriz) yapıyorlar hâlâ.
Oysa karşılarında bugün de, dün olduğu gibi, öfke ve nefret ettikleri bir Osmanlı yok.
Kökleri mazilerinde olan Müslümanlar var.
Allah ıslah etsin.