PARLAMENTER SİSTEMİN AYAK SESLERİ: BAŞBAKANLIK GERİ Mİ GELİYOR?

Abone Ol

Ankara bugün, Ekonomi Gazetesi’nden Besti Karalar’ın kulisini konuşuyor.. Söz konusu haber; Türkiye’nin önüne ilginç bir siyasi denklem koyuyor. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde “köklü revizyon” deniyor ama tarif edilen değişikliklere bakınca insan ister istemez soruyor: Bu gerçekten bir revizyon mu, yoksa parlamenter sisteme doğru atılmış büyük bir geri dönüş adımı mı?

Bakanların Meclis içinden seçilmesi… Milletvekili olarak Meclis’te bulunmaları ama oy kullanamamaları… Bakanların Genel Kurul’da milletvekillerinin sorularını yanıtlaması… Düzenli denetim oturumları… Cumhurbaşkanı’nın bazı yetkilerinin Bakanlar Kurulu’na devredilmesi… Ve en dikkat çekicisi, bakan yardımcılıklarının kaldırılıp müsteşarlık sisteminin yeniden kurulması…

Bunların her biri tek tek “sistemin daha iyi çalışması için revizyon” diye anlatılabilir. Ama hepsini yan yana koyduğunuzda ortaya çıkan tablo çok daha başka bir şey söylüyor: Parlamentonun yeniden güçlendirildiği, hükümetin Meclis’le daha doğrudan ilişkilendirildiği ve yürütme yetkisinin bir bölümünün yeniden kolektif bir Bakanlar Kurulu’na dağıtıldığı bir model.

Yani açık konuşalım:

Bu anlatılanlar, adı konulmamış bir parlamenter sistem tarifine benziyor.

O halde neyi tartışıyoruz?

E oldu olacak, Başbakanlı sistemi de geri getirelim, olsun bitsin.

Çünkü mesele artık isim meselesine dönüşüyor.

Eğer Cumhurbaşkanı’nın bazı yetkileri Bakanlar Kurulu’na aktarılacaksa, bakanlar Meclis’in içinden çıkacaksa, Meclis hükümeti denetleyecekse, bakanlar düzenli olarak Genel Kurul’a gelip hesap verecekse ve yürütmenin kolektif karar alma mekanizması yeniden kurulacaksa, bütün bunların üzerine bir de “Başbakan” makamını koymanın önünde teorik olarak ne kalıyor?

Elbette Cumhurbaşkanlığı makamı korunabilir. Elbette Türkiye kendisine özgü, hibrit bir model de tasarlayabilir.

Ama siyasi sistemlerde bazen isimlerden çok yetkilerin nerede toplandığına bakmak gerekir.

2017 referandumuyla Türkiye, parlamenter sistemden Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçti. 2018’de yeni sistem fiilen uygulanmaya başladı. O günün temel iddiası, yürütmede çift başlılığı ortadan kaldırmak, karar alma mekanizmasını hızlandırmak ve güçlü bir yürütme yaratmaktı.

Şimdi ise yaklaşık sekiz yıl sonra, sistemin “revize edilmesi” konuşuluyor.

Ve bu revizyonun ilk adresi yeniden Meclis oluyor.

Burada kimsenin “Eski sisteme aynen dönelim” diye bir şartı olmak zorunda değil.

Tam tersine, Türkiye 2018 öncesindeki parlamenter sistemi olduğu gibi kopyalamak zorunda da değil. Dünyada parlamenter sistemlerin çok farklı örnekleri var. Cumhurbaşkanının yetkileri korunarak daha güçlü bir Meclis, daha hesap verebilir bir hükümet ve daha etkin bir denetim mekanizması kurulabilir.

Ama o zaman da şu soruyu sormak gerekiyor:

Madem Meclis’i güçlendireceğiz, hükümeti Meclis’e yaklaştıracağız ve yürütmenin bazı yetkilerini Bakanlar Kurulu’na aktaracağız; neden bunu açık ve net biçimde “yeni bir hükümet modeli” olarak tartışmıyoruz?

Üstelik haberde AK Parti kurmaylarının yeni anayasa değişikliğinin 400’ün üzerinde oyla kabul edilebileceğine ilişkin değerlendirmesi de dikkat çekici. Yani Meclis’te böyle bir anayasal değişiklik için geniş bir mutabakat zemini bulunduğu düşünülüyor.

İşte tam burada mesele sadece AK Parti’nin kendi içindeki bir sistem revizyonu olmaktan çıkıyor.

Eğer parlamentodaki bütün siyasi gruplar böyle bir dönüşüme razıysa, önümüzdeki seçimlere yetişmemesi için hiçbir neden yok.

Hatta daha ileri gidelim:

Türkiye yıllardır “sistem tartışması” yapıyor.

Bir taraf parlamenter sistemi savunuyor, diğer taraf Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin devamından yana.

Şimdi ikisinin ortasında yeni bir formül aranıyor.

Belki de yapılması gereken, bu tartışmayı kulislerde “revizyon” adı altında sürdürmek değil; milletin önüne açık bir seçenek koymak.

Nasıl bir Türkiye istiyoruz?

Güçlü Cumhurbaşkanı mı?

Güçlü Meclis mi?

Güçlü hükümet mi?

Yoksa Cumhurbaşkanı ile Meclis hükümetinin yetkilerinin daha dengeli dağıtıldığı yeni bir model mi?

Bunların hepsi konuşulabilir.

Ama bir şeyi artık açıkça söylemek gerekiyor:

Eğer tarif edilen model buysa, bunun parlamenter sisteme benzediğini söylemekten korkmaya gerek yok.

Hatta madem bu kadar yaklaştık…

Başbakanı da çağıralım.

Hiç değilse sistemin adıyla görüntüsü birbirine uysun.

SEÇİM TARİHİ: 2027 EKİM

Türkiye gerçekten parlamenter sisteme dönüş yoluna girecekse, bunun birkaç haftada olup bitmesini beklemek gerçekçi değil.

Önce anayasa değişikliğinin hazırlanması ve Meclis’ten geçirilmesi gerekecek. Ardından, değişikliğin referanduma götürülmesi halinde bir halk oylaması süreci yaşanacak. Sonrasında ise asıl büyük iş başlayacak: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden parlamenter modele geçiş için gerekli uyum yasaları çıkarılacak.

Bakan yardımcılıklarının kaldırılması, müsteşarlıkların yeniden kurulması, Bakanlar Kurulu’nun hukuki statüsünün belirlenmesi, bakanların Meclis’le ilişkilerinin yeniden düzenlenmesi ve yüzlerce ikincil mevzuatın yeni sisteme uyarlanması…

Bütün bunlar bir gecede yapılamaz.

Dolayısıyla bugün konuşulan dönüşüm gerçekten hayata geçecekse, en gerçekçi seçim takvimi 2027 sonbaharıdır.

Kabaca şöyle bir takvim ortaya çıkabilir:

2026 sonbaharı: Anayasa değişikliği paketinin hazırlanması ve Meclis görüşmeleri.

2027 ilkbaharı: Anayasa değişikliğinin referanduma götürülmesi ve halkın yeni hükümet modeline ilişkin kararını vermesi.

2027 yazı: Referandumdan “evet” çıkması halinde uyum yasalarının hızla Meclis’ten geçirilmesi. Bakan yardımcılıklarının kaldırılması, müsteşarlık sisteminin kurulması, Bakanlar Kurulu’nun çalışma esaslarının belirlenmesi ve kamu yönetiminin yeni sisteme göre yapılandırılması.

2027 sonbaharı: Artık bütün hukuki altyapısı hazırlanmış yeni sistemle genel seçime gidilmesi.

Burada önemli olan şu: Seçim, eski sistemin son seçimi olmayacak; yeni sistemin ilk seçimi olacak.

Seçimden sonra Meclis oluşacak. Cumhurbaşkanı, yeni parlamentodaki siyasi tabloyu dikkate alarak hükümeti kurma görevini bir isme verecek. O isim parlamentodaki çoğunluğu sağlayacak ve Bakanlar Kurulu’nu oluşturacak.

İşte o gün, kâğıt üzerindeki anayasa değişikliği fiilen siyasi hayata dönüşmüş olacak.

Başbakanlık yeniden başlayacak.

Dolayısıyla bugün “erken seçim ne zaman?” diye soruyorsak, bence cevabı birkaç ay sonrasında aramak yanlış.

2027 sonbaharı, hem hukuki dönüşümün tamamlanması hem de siyasi takvimin gerçekçiliği açısından en makul tarih.

Daha erkeni sistemi hazırlıksız yakalayabilir.

Daha geçi ise zaten 2028’de yapılması gereken seçime fazla yaklaşır.

Yani eğer Ankara’daki kulislerde konuşulan dönüşüm gerçekten bir “revizyon”dan ibaret değil de parlamenter sisteme fiilî bir dönüş hazırlığıysa, Türkiye’nin önünde çok net bir takvim beliriyor:

Önce anayasa… sonra referandum… ardından uyum yasaları… ve nihayet 2027 sonbaharında seçim.

Sandıktan çıkacak Meclis’in ilk büyük işi de zaten belli:

Yeni hükümeti kurmak.

Ve belki de Türkiye, yıllar sonra yeniden şu cümleyi kuracak:

“Başbakanlık görevine…”