PARMAK KALDIRIYORUM

Abone Ol

Son yıllarda dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de okul güvenliği daha fazla gündeme gelmeye başladı. Fiziksel şiddet, akran zorbalığı, öğretmene yönelik saldırılar ve hatta bazı uç örneklerde okul baskınları… Bunlar münferit olaylar olarak geçiştirilemeyecek kadar ciddi meseleler. Okul, çocuğun kendini en güvende hissetmesi gereken yerken, eğer korku ve kaygı üreten bir ortama dönüşüyorsa burada sistemsel bir sorun var demektir.

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan elim hadise, bu çarpıcı gerçekliği vicdan ve idrak duvarlarımıza çarptı. Kalem, silahtan değerli ve etkili olsun diye kurguladığımız eğitimi, gelinen noktada namlunun ucunda görünce artık bazı şeyleri yazmak farz oldu.

Herkesin ifade ettiği bir tespitle başlayalım: Eğitim sistemi iyi gitmiyor. Üstelik mesele birkaç aksaklıktan ibaret değil; yapısal bir çöküşten söz ediyoruz. Her yıl sınav sonuçları üzerinden “başarı hikâyeleri” yazılırken, okul koridorlarında biriken öfke, güvensizlik ve kopuş görmezden geliniyor. Sonra bir gün bir şiddet olayı patlak veriyor ve herkes şaşırmış gibi yapıyor. Oysa bu bir sürpriz değil, ihmalin kaçınılmaz sonucu.

Okul saldırıları, akran zorbalığı, öğretmene yönelik şiddet… Bunlar münferit değil, ne yazık ki sistemin ürettiği sonuçlar. Çocuğu sadece sınav makinesine çeviren, öğretmeni değersizleştiren ve veliyi baskı unsuru haline getiren bir düzenin başka bir çıktı sunması zaten beklenemez. Eğitimin insani bir süreç olmaktan çıktığını, duygu ve düşünce dünyasından uzaklaştığını ne zaman fark edeceğiz.

Öğretmenler bugün hem sistemin yükünü sırtlayan hem de en kolay hedef haline getirilen kesim. Sınıfta disiplin sağlamaya çalıştığında “baskıcı”, serbest bıraktığında “yetersiz” ilan edilen bir aktör. Öğrenciyi müşteri olarak tanımlayan eğitim sisteminde yüksek not almaya çalışan bir pazarlamacı. Hal böyle olunca etliye sütlüye karışmayan, başına iş almak istemeyen ve mesaiyi saate indirgeyen bir memur.

Oysa öğretmen böyle bir şey miydi? Rol model, kanaat önderi, vefakar, merhametli, güvenilir bu öğretmenlerimizi toplum ve siyasal sistem olarak sıfırladığımızı kaç sınavdan daha kalınca idrak edeceğiz.

Çocuğunun her hatasında öğretmeni suçlayan, her düşük notta okulu hedef alan bir yaklaşım sözüm ona ilgili veli davranışının dışavurumu. Bu tutum yalnızca öğretmenin otoritesini zedelemekle kalmıyor, aynı zamanda çocuğa da yanlış bir mesaj veriyor: “Sorumluluk sende değil, sistemde.” Günün sonunda sorumluluk almayan, beter, bitik ve batık bir nesil ortaya çıkıyor.

Okullarda artan şiddet olaylarını konuşurken hâlâ güvenlik kameralarını, disiplin cezalarını tartışmak ise meseleyi bilinçli olarak sığlaştırmakta. Sorun duvarlara kamera takarak çözülecek kadar basit değil. Sorun, okulun bir “eğitim alanı” olmaktan çıkıp bir “gerilim alanı”na dönüşmesi. Kendini ifade edemeyen, ailesi ve çevresi tarafından değeri sınav notlarıyla paralellik arz eden ve sürekli kendini baskı altında hisseden çocuklar evvela ekrana sonrası akrana yöneliyor ve şiddet bir “kimlik” ve “ifade biçimine” dönüşüyor.

Daha açık konuşalım: Eğitim sistemi çocukları anlamıyor, öğretmeni korumuyor, veliyi doğru şekilde konumlandıramıyor. Böylesi bir denklem kime hangi değeri verirseniz verin, kimi yalnız bırakırsanız bırakın sıfırla sonuçlanıyor. İnsanı değiştirdiği için kutsanan eğitim yalnızca müfredatı değiştirmekle meşgul.

Başarı meselesine gelince… Bugün başarıyı hâlâ büyük ölçüde sınav sonuçlarıyla ölçüyoruz. Oysa gerçek başarı; eleştirebilen, düşünebilen, empati kurabilen ve kendini ifade edebilen bireyler yetiştirmek değil mi? Sınavda yüksek puan alıp hayatta yönünü bulamayan gençler yetiştiriyorsak, burada ciddi bir çelişki var demektir. Ayrıca eğitim sistemi sadece “başaran” değil, aynı zamanda “iyi insan” yetiştiren bir tedrisat olması gerekmez mi?

Başımızı iki elimizin ortasına alıp bir düşünelim;

Eskiden öğrencinin durumu öğretmene sorulurdu şimdi öğretmenin durumu öğrenciye soruluyor.

Eskiden kara tahtanın önünde yeter ki öğrencilerim akıllı olsun diye tebeşir tozu yutan öğretmenler, şimdilerde akıllı tahtaların önünde öğrencilerin kararan vicdanları, dilleri ve davranışları karşısında yutkunmak zorunda kalıyor.

Eskiden zengin ve fakiri eşitleyen önlük vardı; şimdi beslenme çantası üzerinden sınıfsal farkı ifşalayan, parayı verenin düdüğü çaldığı, fırsat eşitliğinin kur farkına peşkeş çekildiği eşitsiz bir düzen var.

Eskiden çocuğunun davranışı karşısında öğretmene mahcup olan veli vardı şimdi çocuğunun talimatlarını öğretmene mecbur etmeye çalışan veli var.

CİMER, demoklesin kılıcı gibi öğretmenin ensesinde.

Parmak kaldıran öğrenciden, parmak sallayan öğrenci ve veliye…

Hikaye bu. Pardon Pardon gerçek bu!

Ne yapılmalı peki? Benim birkaç önerim şu şekilde:

Öğretmenlik mesleğine iade-i itibar yapılacak. Öğretmenlerin özlük hakları iyileştirilecek.

Öğretmenlik mesleği ile bağdaşmayan tutum ve davranış sergileyen öğretmenler disipline edilecek.

Öğretmen, öğrencinin göz hizasına indirilmeyecek, eğitime piyasa gözüyle bakılmayacak, öğrenci memnuniyeti yerine eğitim kalitesine odaklanılacak.

Zorunlu eğitim kesinkes kaldırılacak.

Dersten kalma, sınıf tekrarı, disiplin cezaları tavizsiz uygulanacak.

Eğitim kurumu üzerindeki siyasi baskı ve yönlendirmeler olmayacak. Eğitimin iç işleyişine saygı duyulacak.

Akran zorbalığına izin verilmeyecek. Öğrencisinin disiplinsiz davranışlarından aile de sorumlu olacak. Bununla ilgili yasal düzenlemeler yapılacak.

Öğretmen-Öğrenci-Veli ilişkisi, talep yönlü değil arz yönlü olacak. Öğrenci ve velinin hakları kadar had ve sınırları netleştirilecek. Öğretmen sisteminin vazgeçilmez aktörü olarak takdir ve takdim edilecek.

Köy okulları açılacak. Ücretli, sözleşmeli, vekil, kadrolu, formasyonlu, atanamayan vs vs hepsi iptal edilecek, öğretmen sadece “öğretmen” şeklinde tanımlanacak. Boş sınıf, boş ders olmayacak şekilde öğretmen ataması yapılacak.

Müfredat salt bilgiye dayanmayacak, insani ve ahlaki değerler öğrenciye aktarılacak.

Kim eğitimle ilgili söz söylemek istiyorsa, tehdit, şantaj, baskı, mobing vs olmaksızın yalnızca parmak kaldıracak ve öğretmenden “izin alacak”

Evet benim bu yazım da

Öğretmenlerimizin yüksek müsaadeleriyle kaleme alınmıştır.

Tüm öğretmenlerimize saygı, selam ve hürmetle