Patrik’in Ayasofya isteği kabul edilebilir mi?

Abone Ol

Bir hakkı teslim edelim.

1- Halkımız 1935’te imzalanan kararname hakkında her zaman rahatsızlık duymuş, o günden bugüne bir derdi yüreğinde taşımıştır.

Ayasofya’nın camii işlevinden müzeye çevrilmesi, halkımızı derinden yaralamış, tarifi mümkün olmayan üzüntülere sevk etmiştir.

2- Ve yine halkımız her zamanki gibi bu konuda da sağduyusunu korumuş, Ayasofya’nın yeniden camiye döndürülmesi talebini sivil toplumda ve siyasette dile getirmiş, asla taşkınlık veya vandallık yapmamış, sabırla beklemiştir.

*

Bir tespitin özellikle altını çizmek isterim. Ayasofya gündemi içinde, turizm veya ekonomik gelir bahaneleriyle caminin, müze kalmasını isteyenler; Fatih Sultan Mehmet Han’ı ceddi-atası olarak tanımamaktadırlar.

Fatih Sultan Mehmet Han fethin sembolü olarak, kılıç hakkı olarak camiye dönüştürdüğü Ayasofya için bir vasiyetname bırakmıştır.  Sultan, vasiyetnamesinde; “Kim bu Ayasofya’yı camilikten çıkarıp  vasiyetimi değiştirirse, en büyük haram işlemiş ve günah kazanmış olur. Bu vakfiyeyi kim değiştirirse, Allah’ın laneti üzerine olsun” demiştir.

Bu vebali, bu bedduayı önemsemeyenler, bu toprakların çocuğu olamaz.

AYASOFYA HAKKIN BATILA GALEBESİNİN SEMBOLÜDÜR

Ayasofya gündemine dair dindarı, solcusu, sağcısı, ateisti ve-l hasılı kelam herkes konuştu. En son açıklama Türkiye Ermenileri Patriği Sahak Maşalyan’dan geldi. Maşalyan, “Ayasofya ibadete açılsın. Mabet yeterince büyük. Hristiyanlara da bir alan tahsis edilsin. Dünya, dinsel barışımızı, olgunluğumuzu alkışlasın” dedi.

Şimdi bu açıklamayı değerlendirelim.

Ayasofya hakkın batıla galebesinin nişanesidir.

Ayasofya, Osmanlı’nın olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin de egemenliğinin ve tam bağımsızlığının sembolüdür.

Dolayısiyle egemenliğimizi kimseyle paylaşmak gibi bir düşüncemiz olamaz.

Meseleniz ibadetse, hali hazırda devletimiz buna kefildir.

Azınlıklar ibadetlerini özgürce yapabilmekte, hürriyetleri ve varlıkları devletimiz tarafından korunmaktadır.

Türkiye, hoşgörünün ve farklılıklara saygının ana merkezidir.

Yapılan bu açıklamayı çıkarcı ve art niyetli buluyorum. Bu açıklamanın arka planı vardır, uzun vadeli hedeflerin bir parçasıdır ve küresel bağlantılardan da bağımsız değildir.

*

Devletimiz ve hükümetimiz tüm oyunların farkındadır ve iradesini şimdiye kadar kimseye ödünç vermedi, bundan sonra da vermeyecektir.

*

İki önemli soruyla yazıyı bitiriyorum.

Ayasofya için hangi siyasiler gayret sarf etti? Hangi siyasiler Ayasofya’yı camiye dönüştürmek isterdi?

Öncelikle ezan şehidi olarak eminim Adnan Menderes bu isteğini yüreğinde saklamıştır. Fakat buna ne fırsat bulmuş ne de ömrü vefa etmiştir.

Dünden bugüne siyasilere baktığımızda, Necmettin Erbakan Hoca’nın ‘Ayasofya bilinci’nin oluşmasında büyük gayreti ve emeği vardır.

Bir dönemin popüler siyaset adamı Turgut Özal kısmen bu acıya derman olmaya çalışmıştır. 1991’de dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın girişimleriyle Ayasofya’nın hünkar mahfili ve Hünkar Kasrı ibadete açılmıştır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan döneminde ise; Ekim 2016’da Hünkar Kasrı’na ilk kez asaleten imam atanmıştır. Vakit namazları tam kılınmaya ve minarelerinden 5 vakit çifte ezan okunmaya başlanmıştır.

Başörtüsü yasağından pek çok soruna kadar hepsini aşan lider olarak Halkın Adamı Recep Tayyip Erdoğan, eminim Ayasofya’yı özüne döndürerek Milletini kucaklamak isteyecektir.

DOĞRU KONJONKTÜR MÜ?

Peki bunun için doğru zaman mı?

Konjonktüre bakalım… Türkiye öncelikle içerdeki tehditleri bertaraf etmiştir. Vesayet odaklarından darbeci güruhlara, ideolojik çetelerden terör örgütlerine kadar çoğu tehdit yok edilmiş, kalanı ise kontrol altına alınmıştır.

Dışarıya baktığımızdaysa; güneye doğru yapılan sınır ötesi operasyonlardan Doğu Akdeniz hamlesine, Libya başarısına kadar önemli askeri adımlar hayata geçirilmiştir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan bu şartları oluşturarak, dünya liderleriyle iletişimi sıcak tutarak, dengeleri dengeleyen tavrı geliştirerek ve güçlü bir lider profili ortaya koyarak, Ayasofya’yı açmak için en uygun konjonktürü oluşturmuştur.

AYASOFYA YENİDEN CAMİYE DÖNÜŞTÜRÜLSE NE OLUR?

Tam bağımsız bir Türkiye olarak dünyada daha fazla söz sahibi olacağız.

Dik duran güçlü bir Türkiye, mazlumlar için de bir umuttur.

Mazlum mabedimiz kalmasın, Türkiye’mizin yolu açık olsun.