Pekin Konsensüsü ve Çin Komünist Partisi (ÇKP)

Abone Ol

Washington Uzlaşısı, 1944’te temelleri atılan ve günümüze kadar Batı dünyasının finansal hegemonyasını temsil eden bir olgu. IMF, Dünya Bankası, SWIFT Sistemi ve Dünya Ticaret Örgütü gibi yapıların kurumsal hale gelmesinin üst yapı taslağı olan Washington Uzlaşısı global ekonomiyi 75 yıldan daha uzun süredir domine ediyor. Sovyetler Birliği global ticaret ve ödeme sistemlerinde bir alternatif yaratmada başarısız olurken iktisadi olarak dağıldı. Soğuk Savaştan zaferle ayrılan ABD çeyrek yüzyıldan uzun süredir rakipsiz şekilde global siyaseti ve ekonomiyi yönlendirdi. Rakipsiz kalan liberal ticari sistem ise Batı dünyasıyla birlikte hareket etmeyenleri ciddi şekilde cezalandırdı. Küba, Kuzey Kore, İran, Irak ve Venezüella gibi örnekler Washington Uzlaşısının dışına çıkarlar için birer örnek olarak önümüzde duruyor. Bu ülkelerde halklar yoksullukla mücadele ederken siyasi elitler ABD ile savaşın sürdüğünü vurguluyorlar. İktisadi olarak halkları yoksulluktan kurtaramayan ülkeler yıllarca süren sosyal çatışmalara maruz kalıyor. Venezüella’da 10 milyon kişi ülkeyi terk ederken İran’da milyonlar sokak eylemlerine başvuruyor. Küba yaptırımlarla felç olurken ABD karşısında yer alan aktörler siyasi, iktisadi ve finansal olarak cezalandırılıyor. Mevcut cezalandırma yöntemleri içerisinde Washington Uzlaşısının alt parçaları büyük işlev görüyor. Yaşanan mevcut gelişmelere ise farklı bir aktör kendi sistemini inşa ederek katılıyor. Çin Halk Cumhuriyeti’nin 1978-2025 tarihleri arasında başardığı ekonomik gelişim ABD başta olmak üzere bütün Batılı aktörleri tedirgin ediyor.

Çin’in iktisadi yükselişi beraberinde Batılı kurumlara alternatiflerin ekonomik olarak doğuşunu getiriyor. Yeni Kalkınma Bankası, Asya Altyapı Yatırım Bankası, BRICS, Şanghay İşbirliği Örgütü ve Yeni İpek Yolu Projesi Batı dünyasının hegemon olduğu iktisadi, siyasi ve askeri alanlara meydan okumalar. Çin kendi ticari ve üretim gücü üzerinden oluşturduğu üstünlüğü bütün ülkelere kabul ettirebiliyor. 2020-2025 tarihleri arasında neredeyse bütün ülkeler iktisadi krizlerle mücadele ederken Çin 5 trilyon doların üzerinde ticari fazla verdi. Merkez Bankasındaki rezervler rekorlar kırarken Çinli otomotiv firmaları Avrupalı rakiplerini geride bıraktı. Dünyanın en büyük otomotiv sanayisini oluşturan Çin imalat sanayinde bir süper güç haline geldi. Elde edilen refah ve zenginlik Çin ordusunun modernleştirilmesi için kullanıldı. Ordunun modern teknolojilerle donatılması ABD’nin Pasifik bölgesine daha fazla ilgi göstermesine neden oldu. Askeri ve ekonomik olarak global bir aktör olmaya çalışan Çin Sovyetler Birliğini örneğinde olduğu gibi ABD ile rekabet etmeye başladı. Pekin Konsensüsüyle iktisadi alanda Çin ordusuyla askeri açısından rekabetin iyice artması beraberinde ticaret savaşları olarak isimlendirilen sürecin fitilini ateşledi. Özellikle Çinlilerin dünya genelinde yatırım yapması ve firmalarıyla ticari üstünlüğü ele geçirmesi ABD’yi harekete geçirdi.

Pekin Konsensüsü Çin Komünist Partisi (ÇKP) için global ölçekli bir meydan okuma. Partinin küresel etkisinin artmasıyla daha da görünür olan mevcut rekabet ortamı Tayvan adasının ana vatana katılma girişimiyle büyük bir sınamadan geçiyor. Sonuç olarak ABD’nin iktisadi olarak ilk global meydana okuması Sovyetler Birliği’nin aksine Çin Halk Cumhuriyeti oldu. Bu nedenle ticaret savaşları günümüz şartları açısından bitmiş değil yeni başlamış bir süreç. Ek olarak gelecek yıllarda mevcut çatışmanın farklı kıtalarda daha fazla rekabete neden olacağı da gözden kaçmamalı.