PETROL DEĞİL, İRADE AKACAK TÜRKİYE MASAYA DÖNDÜ

Abone Ol

Gelin bugün memleketin en çok konuşulan; yolsuzluk, usulsüzlük, hırsızlık, yeni nesil çeteler, kara para aklama vesaire gündeminden biraz uzaklaşıp tarihi bir başarıyı alkışlayan, nesillerden nesillere aktarılacak muazzam bir anlaşmanın jeostratejik öneminin irdeleyen bir not yazalım..
Üsküdar, Etimesgut, Oğuzhan Uğur falan gibi konular elbette gündemde ve çokça tartışılıyor. Ancak asıl konu bu değil…Biz bütün bu gündem maddeleriyle meşgulken devletimiz son derece önemli bir anlaşmaya imza koydu.. Türkiye, Kerkük petrol sahalarına ortak oldu…Bu anlaşmayla Irak, günlük 1 milyon varile kadar petrol tedarik edebileceğini açıkladı..
Bakın dostlar.. Bu, sıradan bir enerji ticareti değildir. Bu gelişme; Türkiye’yi yalnızca petrol satın alan bir pazar olarak gören eski düzenin sarsılması, Ankara’nın üretimden taşımaya, güvenlikten bölgesel kalkınmaya kadar bütün zincirde söz sahibi olmaya başlamasıdır.

Türkiye ile Irak arasında enerji alanında atılan son adım, harita üzerinde iki komşu ülkeyi birbirine bağlayan bir boru hattından çok daha fazlasını ifade ediyor. Çünkü petrolün aktığı borular yalnızca yakıt taşımaz; güç, nüfuz, güvenlik ve siyasi irade de taşır.

TPAO’nun Kerkük’teki sahalara yüzde 15 hisseyle ortak olması, Türkiye’nin yıllardır satın alan, taşıyan ve geçiş hizmeti sunan ülke konumundan çıkarak doğrudan üretim masasına oturması anlamına geliyor. BP ve ConocoPhillips ile kurulacak ortaklığın çalışma alanı; Baba ve Avanah kubbeleriyle Bai Hassan, Jambur ve Khabbaz sahalarını kapsıyor. Bu bölgede ilk aşamada 3 milyar varil petrol eşdeğerinin üzerinde hidrokarbon kaynağı bulunduğu değerlendiriliyor..

Bu rakamlar ekonomik değeri gösteriyor. Fakat anlaşmanın asıl ağırlığı jeopolitiktir.

BOZULAN BİRİNCİ OYUN
TÜRKİYE’Yİ TÜKETİCİYE MAHKÛM ETMEK

Enerji alanındaki eski düzen, Türkiye’ye şu rolü biçiyordu: Petrolü dışarıdan satın alacak, fiyatı başkaları belirleyecek, rotayı başkaları çizecek ve kriz çıktığında Ankara sonuçlarına katlanacaktı.

Kerkük ortaklığı bu kalıbı kırıyor. Çünkü Türkiye artık yalnızca petrolün müşterisi değil; rezervin geliştirilmesinde, üretimin artırılmasında ve kaynağın dünya pazarına ulaştırılmasında pay sahibi olmayı hedefliyor.

Açıklamalarda masaya konulan 1 milyon varillik tedarik taahüdü, yalnızca Irak’tan Türkiye’ye gelecek petrol miktarıyla karıştırılmamalıdır; TPAO’nun küresel üretim kapasitesine ilişkin daha geniş bir stratejik hedeftir. Kerkük ortaklığı da bu hedefin önemli basamaklarından biridir.

Enerjide bağımsızlık, yalnızca ülke sınırları içinde kuyu açmak demek değildir. Dünyanın farklı coğrafyalarındaki rezervlere ortak olmak, üretim hakkı elde etmek, boru hatlarını kontrol etmek, depolama kapasitesi kurmak ve kaynak çeşitliliğini artırmak da enerji bağımsızlığının parçalarıdır.

BOZULAN İKİNCİ OYUN
IRAK’I TEK KAPIYA MAHKÛM ETMEK

Irak’ın petrol ihracatının büyük bölümü Basra Körfezi üzerinden gerçekleştiriliyor. Bu yapı, Irak ekonomisini Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek askerî ve siyasi krizlere karşı hassas hâle getiriyor. Hürmüz’de çıkacak bir çatışma, yalnızca tankerlerin rotasını değil, Irak bütçesini ve dünya petrol fiyatlarını da sarsabilir.

Türkiye’nin önerisi, Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı’nı Kerkük’ten Basra’ya kadar uzatmak ve Irak petrolüne Akdeniz üzerinden ikinci büyük çıkış kapısı açmaktır.
Silopi-Ceyhan bölümünün günlük kapasitesi yaklaşık 1,5 milyon varildir. Ankara, hattın önce tam kapasiteyle kullanılmasını, ardından Körfez’deki başka üreticilerin de katılımıyla kapasitenin günlük 2,5 milyon varile kadar yükseltilebilmesini gündeme getiriyor.

Bu gerçekleşirse Ceyhan sıradan bir terminal olmaktan çıkar; Hazar’dan Irak’a, muhtemel Körfez bağlantılarından Doğu Akdeniz’e uzanan büyük enerji sisteminin merkezlerinden biri hâline gelir.

Irak böylece tek bir deniz güzergâhına mahkûm olmaktan kurtulur. Türkiye ise yalnızca geçiş ülkesi değil, arz güvenliğinin ana düğümü olur.

BOZULAN ÜÇÜNCÜ OYUN
TERÖR KORİDORU

Enerji hatlarıyla güvenlik haritaları birbirinden ayrı düşünülemez. Irak’ın kuzeyinden Akdeniz’e uzanan ve merkezî devletleri devre dışı bırakan bir kuşak oluşturma girişimlerinin arkasında yalnızca etnik veya siyasi hesaplar yoktur. Enerji sahalarını, geçiş güzergâhlarını ve sınır kapılarını kontrol etme mücadelesi de vardır.

Türkiye ile Bağdat arasında güçlenen doğrudan ortaklık, bu planın zeminini daraltır. Çünkü petrol ticaretinin meşru muhatabının Irak merkezi hükûmeti olması, kayıt dışı enerji düzenlerini ve terör yapılanmalarının ekonomik alanını sınırlar.

Aynı şekilde Fişhabur-Ovaköy üzerinden planlanan kara ve demir yolu bağlantısı, ticaretin ve ulaşımın tek bir dar koridora bağımlı kalmasını önleyebilir. Enerji iş birliği Kalkınma Yolu ile birleştiğinde ortaya petrol borusundan daha büyük bir tablo çıkar: Basra Körfezi’nden Türkiye’ye, oradan Avrupa’ya uzanan ticaret, enerji ve lojistik omurgası.

Bu omurganın inşası, Türkiye’nin güney sınırlarında kurulmak istenen fiilî parçalanma düzenine karşı ekonomik bir cevap olacaktır. Terörün beslendiği boşluklar ancak devlet otoritesi, ticaret, üretim ve kalkınmayla kapatılabilir.

BOZULAN DÖRDÜNCÜ OYUN
CEYHAN’I ETKİSİZLEŞTİRMEK

Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı’nın geçmişi 1973’e kadar uzanıyor. İlk hat 1976’da işletmeye alındı, Ceyhan’dan ilk tanker yüklemesi 25 Mayıs 1977’de gerçekleştirildi. İkinci paralel hattın tamamlanmasıyla yıllık kapasite 70,9 milyon tona ulaştı.

Fakat bu muazzam altyapı, yıllar boyunca kapasitesinin oldukça altında kullanıldı. 2025’te hattan Türkiye’deki rafinerilere yalnızca 2,4 milyon ton petrol aktarıldı; 2026’nın ilk dönemindeki günlük akış ise 170 bin ila 250 bin varil civarında kaldı. Oysa hattın Silopi-Ceyhan kesiminin günlük taşıma kapasitesi yaklaşık 1,5 milyon varil..

Dolayısıyla asıl mesele yeni bir boru döşemekten önce mevcut millî altyapının hakkını vermektir.

Ceyhan’ın tam kapasiteyle çalışması; Türkiye’ye taşıma geliri, liman faaliyeti, depolama, rafineri yatırımı ve fiyat belirleme gücü kazandırabilir. Yumurtalık-Ceyhan hattı, Bakü-Tiflis-Ceyhan tecrübesiyle birleştiğinde Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki enerji ağırlığını da artırır.

Bir ülkenin gücü yalnızca topraklarının altında ne bulunduğuyla ölçülmez. Bazen asıl güç, başkalarının kaynaklarını güvenli şekilde dünya pazarına ulaştırabilecek coğrafyaya, devlete ve altyapıya sahip olmaktır. Türkiye bu üç unsura birden sahiptir.

RAKAMLAR DOĞRU OKUNMALI

Bu tarihî gelişmeyi büyütmek kadar doğru anlatmak da millî bir sorumluluktur.

Irak Başbakanı, Türkiye’ye günlük 1 milyon varil petrol sağlayabileceklerini açıkça ifade etmiş ve Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu teklifi kamuoyuna duyurmuştur. Fakat açıklanan belgeler arasında, günlük 1 milyon varil sevkiyatın hemen başlayacağını gösteren bağlayıcı bir tedarik sözleşmesi yok..

İmzalanan somut enerji anlaşması, TPAO’nun BP’nin Kerkük şirketinde yüzde 15 hisse edinmesidir. Süresi 27 Temmuz 2026’da dolan yarım asırlık boru hattı düzeninin yerine geçecek kapsamlı Türkiye-Irak enerji anlaşması üzerindeki çalışmalar ise sürmektedir. Tarafların kısa vadede petrol akışını devam ettirecek, uzun vadede petrol, doğal gaz ve elektrik hatlarını bütünleştirecek yeni bir yapı kurması hedefleniyor.

Bu ayrım önemlidir. Çünkü millî duruş, sloganın yüksekliğinden önce bilginin doğruluğunu gerektirir. Büyük devlet, müjdesini de hedefini de gerçekleşen adım ile müzakere edilen proje arasındaki farkı koruyarak anlatır.

ENERJİDEN KARDEŞLİK HUKUKUNA

Bu arada.. Türkiye-Irak ilişkisinin temeli sadece petrol değil. Bu coğrafyada Türk’ün, Arap’ın ve Kürt’ün kaderi birbirinden koparılamaz.. Kerkük Türkmenlerinin tarihî varlığı, Musul’un kültürel mirası, Necef’in ve Kerbelâ’nın İslam dünyasındaki yeri, Bağdat’ın medeniyet hafızası iki ülkenin ilişkisini bir ticaret sözleşmesinin çok ötesine taşır.

Enerji ortaklığının gerçek değeri, petrol gelirini bölge halkının refahına, gençlerin istihdamına ve şehirlerin yeniden imarına dönüştürebildiği ölçüde ortaya çıkacaktır. Petrol zenginliği Irak’a huzur getirmiyor, dış müdahaleleri ve iç çatışmaları besliyorsa orada bereketten söz edilemez.

Türkiye’nin teklif ettiği model tam da burada ayrışmaktadır: Kaynakları ele geçirmek değil, ortak üretmek; sınırları parçalamak değil, devletleri güçlendirmek; toplumları birbirine düşürmek değil, yollarla, ticaretle ve karşılıklı menfaatle birbirine bağlamak.

Bizim medeniyetimizde komşuluk yalnızca sınır paylaşmak değildir. Komşunun güvenliğini kendi güvenliğin, refahını kendi refahın bilmektir. Irak’ın istikrarı Türkiye’nin güvenliğidir; Türkiye’nin gücü de Irak’ın dünyaya açılan güvenli kapısıdır.

ASIL MESELE PETROL DEĞİL, EGEMENLİKTİR

Kerkük anlaşmasıyla bozulan en büyük oyun, Türkiye’ye biçilen edilgen ülke rolüdür.

Türkiye artık başkalarının kurduğu enerji düzeninde kendisine ayrılan sandalyeye oturmak istemiyor. Kendi masasını kuruyor; üretime ortak oluyor, Ceyhan’ı büyütüyor, Kalkınma Yolu’nu inşa ediyor ve Bağdat’la doğrudan stratejik bağ tesis ediyor.

Fakat bu büyük hedefin tamamlanması için üç şart vardır: Günlük 1 milyon varillik tedarik iradesi bağlayıcı ve şeffaf bir anlaşmaya dönüştürülmeli; süresi dolan boru hattı rejiminin yerine Türkiye’nin yatırımlarını ve egemenlik haklarını koruyan uzun vadeli bir sözleşme yapılmalı; Kerkük’teki TPAO ortaklığı üretim rakamlarına ve ülke ekonomisine yansıyan somut sonuçlar doğurmalıdır.

Bunlar gerçekleştirildiğinde Ceyhan’a yalnızca Irak petrolü akmayacaktır.

Türkiye’nin ekonomik bağımsızlık iradesi, devlet aklı ve bölgesine barış götürme iddiası da akacaktır.

Bir asır önce Musul ve Kerkük meselesinde masaya sınırları çizilmek üzere çağrılan Türkiye, bugün aynı coğrafyada üretim, ulaşım ve güvenliğin şartlarını konuşan ülkedir. Tarihin yönünü değiştiren esas gelişme budur.

Petrol bitebilir, fiyatlar değişebilir, boru hatlarının güzergâhları yenilenebilir. Fakat bağımsızlık iradesini kaybetmeyen milletlerin önünü hiçbir harita, hiçbir ambargo ve hiçbir emperyal hesap sonsuza kadar kesemez.