Ramazan kuşatıcı iklimiyle geldi. Rahmet, bereket, fazilet, dayanışma ve sabır gibi ne çok değeri taşır bu mübarek ay. Tabii farkında olanlara, kıymetini bilenlere… Koca ömrümüz gelip geçtiği gibi ramazan da film şeridi gibi pencerelerini açarak önümüzden geçer gider. Ömrü olana fırsatlar sunmak için bir daha gelir ve açar merhamet kollarını… Aslında şahıs bazında baktığınızda her ramazan son ramazandır.
Bu mübarek ay nefis muhasebesi yapmaya, daha fazla ibadet yaparak Mevla’ya daha fazla yaklaşmaya vesile olduğu için kıymetlidir. Kendi hikâyeme bakınca hatırladığım ilk orucum sonbahara denk gelmişti. Mescit Dağlarındaki yaylalardan göçlerin başladığı, sonbahar rüzgârlarının ses çıkararak estiği, toprakların kuruduğu, yaprakların gazel olduğu günlerdi. İnsanlarla beraber adeta tabiat da göç ediyordu. Bu eskimiş koca dağlarda kış, karla-fırtınayla gelir, 7-8 ay sürer. Ve baharda karlar erir, kardelenler çıkar, toprak yeniden canlanır. Böyle bir atmosferde ilk defa oruç tutmanın haz ve mutluluğunu hiç unutmuyorum. Dağlardan, taşlardan ve kuşlardan ayrılık türküleri dinlerdik. O da ruhumuza ayrı bir derinlik, manevi bir coşku verirdi.
Sonra yolumuz Erzurum’a düştü. Orada da ramazan havası ve coşkusu vardı. Ramazan gelince şehir sakinleşirdi. Bana mı öyle geliyordu bilmiyorum ama her köşe başında bir cami vardı. Sabah namazından yatsı namazına kadar hatimler okunur, tekbir ve ilahilerle başka bir dünyaya yolculuk yapılırdı. İftardan önce fırınların önünde kuyruklar oluşur, pide almak için yarışılırdı. Bir de kadayıfçılar vardı; bakır tepsileri çevirerek kadayıf hazırlarlardı. Akşam ezanı okundu mu caddeler boşalırdı ve alaca karanlıkla garip tablo ortaya çıkardı. İftara geç kalmışların koşar adım köşeleri döndüğüne şahit olurdunuz. Teravih namazı için her caminin daha doğrusu hocanın cemaati ayrı olurdu. Hatimle kılacaklar Ulu Cami’ye, Lala Paşa Cami’sine, orta karar kılacakların camisi ayrı hızlı kılanları ki ayrı idi.
Erzurum’a mahsus 1001 Hatim ve Ezandan sonra Peygamberimize üçer defa selat-ü selam geleneğinin başlaması ile ilgili çok sayıda farklı rivayet var. Geleneğin başlaması 1500’lü yıllara kadar geri gidiyor. Ancak bütün rivayetlerin merkezinde Pir Ali Baba bulunuyor. Özünde deprem şehri olan Erzurum’un bu ve benzeri musibetlerden kurtulması için bu gelenek başlatılıyor. 1001 Hatimler Ramazan ayı yerine 15 Aralık- 15 Ocak arasında yapılırmış. Bir müddet unutulmuş sonra tekrar yapılmaya başlanmış. Şimdilerde Erzurum Büyükşehir Belediyesi’nin organizasyonu ile yapılmaya devam ediyor.
Üniversite öğrencilik yılarımda bazı ramazanlarda orucumuzu Ankara’da tuttuğumuzu hatırlıyorum. Erzurum maneviyatı yüksek şehirden büyük şehre gelince bir parça feleğim şaştı. Ben oruç tutuyoruz diye bizi tebrik edecek bir arkadaş grubu beklerken büyük çoğunluğun tepkisi ile karşılaştık. O zaman öğrendim, meğer bizim tuttuğumuz oruç “ideoloji bir eylemmiş” ve bu “bir gericilik” faaliyeti imiş. Allah rızası için tuttuğumuz orucun ideolojik eylem olarak gösterilmesi çok canımı sıkmıştı. Bütün tepkilere rağmen ben gericilik faaliyetini yapmayı sürdürdüm, hala da devam ediyorum.
Seksenli yıllarda Kocatepe Camisi ibadete açıldı. Ve orada Diyanet Kitap Fuarı başladı. Benim için surda açılmış gedikti. Orası birçok yazarı dinleme ve yeni kitaplara ulaşma imkânı vermişti. Bu sene Diyanet Kitap ve Kültür Fuarı, 27 Şubat- 17 Mart tarihleri arasında İstanbul Fatih Cami’nin avlusunda ve Hacı Bayram Veli Cami’sinin bahçesinde yapılacak. 43 yıldır kapılarını açan bu kutlu yolculuğa sen de nefes ol. Bir gününü ya da akşamını fuarda kültür ve kitaba ayır.
İstanbul’da ramazanları önümüzdeki yazıda teşehhüt miktarı aktarmaya çalışacağım. Ramazanınız mübarek olsun.