RÜŞVETİN ADRESİ: ATAŞEHİR BELEDİYE KASASI MI, ÇETE KASASI MI?

Abone Ol

Bir şehir düşünün… Beton yükselirken vicdanın çöktüğü, imar dosyalarının rafta değil kasada beklediği, ruhsatın bir hak değil “fiyat listesi”ne dönüştüğü bir düzen… Ataşehir’de konuşulan dosya tam da böyle bir tabloyu işaret ediyor. Bu artık klasik bir “yolsuzluk iddiası” değil; sistemleşmiş, kurumsallaşmış, adeta bir tarifeye bağlanmış rant düzeninin ifşasıdır.

Soruşturma dosyasına yansıyan iddialar ürkütücü: İskân süreçleri için milyon dolarlarla ifade edilen talepler, elden yürüyen pazarlıklar, “hediye” adı altında dolaşan kartlar ve lüks cihazlar, kayıt dışı iletişim için kurulan şifreli ağlar… Bir belediyenin teknik birimi olması gereken yerlerin, iddiaya göre bir tahsilat ofisi gibi çalıştırılması… Bu tablo, bireysel sapmalarla açıklanamaz; burada bir yapı var, bir mekanizma var.

Türkiye bu filmi ilk kez izlemiyor. 1990’ların belediye-rant ilişkilerinden 2000’lerin ortasındaki imar skandallarına, hatta dünyada Operation Car Wash gibi devasa dosyalara kadar, şehirlerin kaderi çoğu zaman masa başındaki kirli anlaşmalarla çizildi. Brezilya’da Petrobras etrafında kurulan rüşvet ağı, siyasetle iş dünyasının nasıl iç içe geçip devasa bir çark kurduğunu göstermişti. Bugün Ataşehir’de konuşulanlar, ölçekte farklı olsa da mantıkta aynı: Kamu gücü, özel kazanca tahvil ediliyor.

İşin en tehlikeli yanı şu: Bu tür dosyalar ortaya çıktığında mesele sadece “kim aldı, kim verdi” sorusuyla sınırlı kalırsa, gerçek kaçırılır. Asıl soru şudur: Bu düzen nasıl kuruldu, kim göz yumdu, kimler bu sistemden beslendi? Çünkü rüşvet, tek başına bir suç değildir; bir ekosistemdir. İçinde bürokratı da vardır, aracıları da, siyasi kalkanı da, susanları da…

Ve bir başka kritik nokta: Bu tür mekanizmalar, yalnızca kasayı boşaltmaz; adalet duygusunu çürütür. Aynı şehirde bir vatandaş yıllarca mevzuata uygun hareket ettiği için işini zor yürütürken, bir başkası “doğru kapıyı çalarak” işini hızla hallediyorsa, orada hukuk değil, bağlantı konuşur. İşte toplumları çürüten asıl virüs budur.

Bugün Ataşehir dosyası, Türkiye’de yerel yönetimlerin denetimi meselesini yeniden masaya koyuyor. Belediyeler sadece hizmet üretim merkezleri değil; aynı zamanda devasa ekonomik güç odaklarıdır. Bu güç denetlenmediğinde, ortaya çıkan şey hizmet değil, rant düzeni olur. Bu yüzden soruşturmanın kapsamı, derinliği ve kararlılığı belirleyici olacak.

Kimse meseleyi küçültmeye kalkmasın. “Birkaç kişinin hatası” diyerek geçiştirilecek bir tablo yok ortada. Eğer iddialar doğruysa, bu bir belediyede kurulan paralel bir ekonomik düzenin hikâyesidir. Ve bu hikâye, yalnızca Ataşehir’i değil, benzer riskleri taşıyan tüm şehirleri ilgilendirir.

Şimdi yapılması gereken açık: Bu dosya sonuna kadar açılmalı, kimsenin arkasına saklanamayacağı bir şeffaflıkla yürütülmeli. Çünkü bu mesele sadece hukuki değil, aynı zamanda ahlaki bir eşiktir. Ya şehirlerimizi bu çarktan kurtaracağız ya da her yeni projede aynı soruyu sormaya devam edeceğiz:

“Bu işin tarifesi ne?”

Xxxxxxxxxxxxxx

BELEDİYE KADROSU PAVYONA
UŞAK’TA DEVLET MAAŞIYLA ÖZEL İŞLETME DÜZENİ

Devlet dediğimiz şey, vatandaşın vergisiyle ayakta duran bir emanettir. O emanetin en somut hali de belediyelerdir. Sokak temizleyen işçiden ruhsat veren memura kadar herkes, kamu adına görev yapar. Ama Uşak’tan gelen tablo, bu emanetin nasıl hoyratça kullanıldığını gösteren ibretlik bir örnek olarak karşımızda duruyor.

İddia şu: Belediyede kadrolu olarak maaş alan personel, belediye başkanının sahibi olduğu pavyonda çalıştırılıyor. Yani kamu bütçesinden ödenen maaş, özel bir işletmenin iş gücüne dönüşüyor. Bu, sıradan bir “etik ihlal” değil. Bu, devlet ile şahsi çıkar arasındaki çizginin bilinçli şekilde silinmesidir. Daha açık söyleyelim: Bu bir kamu gücünün şahsi işletmeye tahvil edilmesi meselesidir.

Türkiye bu tarz görüntülere yabancı değil. 1990’larda belediye araçlarının özel işlerde kullanıldığı, kamu işçilerinin şahsi inşaatlarda çalıştırıldığı örnekler hafızalarda hâlâ taze. Ama bugün konuşulan tablo, o dönemleri bile aşan bir pervasızlığa işaret ediyor. Çünkü burada mesele sadece araç ya da imkân değil; doğrudan insan kaynağı. Yani devletin kadrosu, devletin bilgisi ve güvencesiyle özel bir mekâna yönlendiriliyor.

Daha da vahimi şu: Bu tür uygulamalar yalnızca bir işletmeye haksız kazanç sağlamaz; aynı zamanda kamu düzenini çökertir. Düşünün, bir vatandaş belediyeye iş başvurusu yaptığında aslında neye başvuruyor? Hizmet üretmeye mi, yoksa bir gün bir eğlence mekânında çalıştırılmaya mı? Bu sorunun bile akla gelmesi, meselenin ne kadar derin bir güven krizine dönüştüğünü gösterir.

Bu olayın bir başka boyutu da ahlaki çürüme. Belediye başkanlığı, bir şehrin emanetini taşımaktır. O makam, gece hayatı işletmeciliği ile karıştırıldığında ortaya çıkan şey sadece çıkar çatışması değil; aynı zamanda rol karmaşasıdır. Kamu otoritesi ile özel kazanç iç içe geçtiğinde, neyin hizmet neyin ticaret olduğu ayırt edilemez hale gelir.

Dünyada da benzer örnekler var. İtalya’da 20. yüzyılın sonundaki Mani Pulite operasyonları, yerel yönetimlerde kurulan kirli ilişkilerin nasıl bir ağ oluşturduğunu ortaya çıkarmıştı. Belediyeler, müteahhitler ve siyasetçiler arasındaki çıkar zinciri, yıllarca kamu kaynaklarını sömürmüştü. Uşak’taki iddialar, ölçekte farklı olsa da zihniyet olarak aynı tehlikeyi barındırıyor: Kamu gücünü özel menfaate dönüştürmek.

Burada kimsenin kaçamayacağı bir gerçek var: Bu mesele “küçük bir yerel skandal” değildir. Bu, devletin temel işleyişine dair bir alarmdır. Eğer bir belediye başkanı, kamu personelini kendi işletmesinde çalıştırabiliyorsa, orada sadece mevzuat değil, devlet ciddiyeti de aşınmıştır.

Şimdi gözler iki yerde: Yargıda ve siyasette. Yargı bu iddiaları tüm boyutlarıyla açığa çıkarabilecek mi? Siyaset, kendi içindeki bu çürümeye karşı net bir tavır alabilecek mi? Çünkü sessizlik, bu tür dosyalarda en tehlikeli ortaklıktır.

Bu işin bahanesi olmaz.
“Bilmiyordum” denemez.
“Gözden kaçtı” denemez.

Çünkü burada kaçırılan bir detay değil, devletin kendisidir.

Ve bu ülkede artık kimse şu sorunun cevapsız kalmasını istemiyor:
Devletin maaşını alan bir işçi, kime çalışıyor?

xxxxxxxxxxxxxxxx