SADECE BİR EMİR KİPİ İSRAİL’İ KUR

Abone Ol

Çünkü yazarı siyonist.

Eğer Müslümanlara tarihten bir yılı silme hakkı tanınsaydı şüphesiz o tarih 1948 olurdu. Fakat tüm kötülüklerin anasını bu tarih olarak bellememek lazım. Zira İsrail, kurulmadan önce de tedhiş, baskı, suikast, adam kaçırma, göç ettirme, yasa dışı yerleşimlerle genişleme politikası uyguluyordu. Kurulduktan sonra ise bunu bir devlet politikası haline getirdi.

, siyonist bir kitap. Çünkü yazarı siyonist. Bir Rus Yahudisi olan “Wladimir Jabotinsky”, aynı zamanda bir aksiyon adamı. Vurmak, kırmak, öldürmek onun işi. Fakat bu arada yazarlık da yaptığını eklemem gerekiyor. Jabotinsky, kesinlikle ve zinhar barışa karşı… Sonucu sertlikte almaya kalkan klasik bir siyonist. Ayrıca son derecede önyargılı ve sabit fikirli. Onu birilerine benzetmek isterseniz İsrail’in dünkü ve bugünkü politika yapıcılarına bakmanız yeterli.

Kitap, Wladimir Jabotinsky’nin anılarından oluşuyor. Takdir edersiniz ki anı kitapları nesnel değildir; olmaları da beklenmemeli. Yazar, olayları kendi zaviyesinden değerlendirir ve istediğini anlatıp istemediğini anlatmaz. Erkeklerin askerlik anıları da aşağı yukarı böyledir. Bu kitap özelinde bir değerlendirme yapacak olursak yazarın sayfaları gereksiz ve faydasız bilgilerle doldurduğunu söyleyebilirim. Öte yandan bir de Türkiye konusu var. Türkiye’yle ilgili yazılanları okurken gözlüğümü taktığım doğrudur.

Türklerden hiç hoşlanmadığını kendi sözlerinden anlıyoruz. Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’na gireceğini öğrenince bir anda tarafsızlığı bırakıp derhal karşı safta konuşlanıyor. Türklerin hâkim olduğu yerde güneşin görünmediğini, otun bitmediğini açık açık yazmış. Üstelik bir adım daha ileri giderek siyonizmin tek umudunun Türk imparatorluğunun yıkılması olduğunu da söylemiş. Ona göre eğer Türkiye bölünüp parçalanmayacaksa savaşın bir anlamı yok. Türkler ayakta olduğu sürece kendilerine bir devlet kuramayacaklarını biliyor.

Jabotinsky, biraz sitemle 1914-15 yıllarında siyonizminAvrupa’da nasıl algılandığından bahsediyor. Tam olarak beklentisi nedir bilemiyorum ama Avrupa’da bu şeytani akım hakkında pek bir şey bilinmediğini söyleyebiliriz. Bizim için de pek bir fark yok. Çünkü o yıllar İttihat ve Terakki’nin devleti yıkıma götüren hatalar silsilesinin en hızlı olduğu yıllardı. Sultan II. Abdülhamid’den sonra dünyanın başına bela olacak bu zehirli ideolojiyi anlayan çıkmadı. Belki de en çok istenilen şey buydu.

Her şeyi itiraf ediyor; bir şey dışında

Anlıyoruz ki Yahudilerin tek başına herhangi bir eyleme kalkışması ve bunda başarılı olması mümkün değilmiş. Yani sırtlarını büyük devletlere dayamak zorundaydılar. Nitekim öyle de yaptılar. Ayrıca bir kaos ortamı da gerekliydi. Kuralların ortadan kalktığı ve her şeyin toz duman olduğu savaş ortamı bunun için çok uygundu... Wladimir Jabotinsky, kitabın son kısmında Filistin’deki haklarını savaş sayesinde aldıklarını itiraf ediyor. Bu arada en zorlu görevlerin kendilerine verildiğini ve bu yönüyle de bir şeyleri hak ettiklerini düşünüyor.

Jabotinsky, dünya tarihinin en güzel destanlarında küçük lekelerin olabileceğini söyleyerek bazı uygulamaları meşrulaştırma çabası içine giriyor ve gerçekleri sakladığını itiraf ediyor.

Fakat Jabotinsky, Irgun örgütü içinde suikastlar düzenlediğini, katliamlara imza attığını itiraf etmeyi nedense unutmuş. Belki İsrail’in işgal ettiği topraklarda on yıllardır yaptıklarının herhangi bir cezaya tabi tutulmadığını bilseydi unutmazdı.

Onun 1940 yılında ABD’de aniden ölüp sekiz sene sonra kurulacak İsrail devletini dünya gözüyle görememiş olması kaderin bir cilvesi olsa gerek. Kaderin bir başka cilvesi ise en yakın dostu İsrail’in ilk başbakanı Ben Gurion’un cenazesini diyerek kabul etmemesi.

Pardon adam ölü... O halde bu azılı siyonistin iki devletli, iki toplumlu, çok kültürlü yapılar içinde yer alamayacak kadar hoşgörüsüz, dar kafalı ve hayatını faşizme adamış biri olduğunu söylememem, arkasından iyi konuşmam gerekiyordu değil mi?