Şalcı bacı ve şallı bacılar

Abone Ol

Bu ülkede Tanzimat Fermanı’nın ilanı ile başlayan Batılılaşma ve Batıllaşma süreci, henüz nihayete ermedi.

Batılılaşmaya çalışırken Batıllaşma çukuruna hızla yuvarlanıyoruz her geçen gün. “Bu da olamaz!” dediğimiz birçok şeye kısa sürede alıştığımızı görüyoruz ve gayri ahlaki, gayri insani, gayri İslami durumları, olayları yadırgamaz oluyoruz…

Batılılaşmanın sorgulamadan uygulama evresinde, Batıllaşmanın tarihin zirvesinde olduğu 1920’li yılların ortasında da bir Şapka Kanunu çıkmıştı. Milletin ayağına giyecek çarığı, içine giyecek donu, üstüne giyecek pantolonu, sırtına geçirecek mintanı yokken şapka giymek zorunlu olmuştu. Giymeyenler ve itiraz edenlere darağaçlarında dünyaları dar edilmiş, dar-ı bekaya yolcu edilmişti.

Erzurum’da Şalcı Bacı da Şapka Kanunu yerine ilahi kanun tarafında saf tuttuğu gerekçesiyle darağacına yollanmıştı.

Erzurum’da yetim çocuklarına bakmak için el işi şal örüp satan bir annedir o.

Devlet birden şapka giymeyi emredince, yayılan dedikodularla birlikte halk protesto amacıyla şehir merkezine doğru yürüyüşe geçer. O esnada kadınlar hamamından çıkan Şöhret Bacı, ne olduğunu anlamadan tutuklanır, yargılanır ve yirmi iki erkekle birlikte asılır.

Rivayete göre, “Ben bir hatun kişiyim, şapkayla ne işim olur ki?” dese de derdini kimseye dinletemez.

İdam edilirken kadın olduğu anlaşılmasın diye başına çuval geçirilir. Bu süreçte idam edilen ilk ve tek kadın Şöhret Bacı olur.

Şalcı Bacı; milletin benimsemediği, İslam’a uygun bulmadığı bir şapka uğruna asılır ve geride yetim çocukları kalır.

Şalcı Bacı’nın acı hikâyesi böyle!..

Bir de günümüzdeki “şallı bacıların” hikâyesi var:

Şallı bacılar, artık hayatın her alanında karşımıza çıkıyor. Üniversitelerde, iş hayatında, en yüksek memuriyetlerde, özel sektörün her alanında…

Tabii buralara gelebilmeleri kolay olmadı. Onlar buralara gelsin diye birileri uzun yıllar bedel ödedi. Yerlerde sürüklendi, coplandı, mahkemelerde idamla yargılandı, okullarından atıldı.

Eylemlerde yumruklar sıkılıp slogan atarken kolları açılmasın diye pardösüsünün kolunu avucuna alacak kadar tesettüre dikkat ederdi bu ablalar.

O zamanki ablaların ve abilerin mücadelesiyle hayatın her alanına nüfuz eden şallı bacılar, artık ablalarından oldukça farklı takılıyorlar.

Önce o uzun ve geniş pardösüler çıktı. Tesettür hassasiyeti yok hükmünde… Başlar dolama şallarla yarı örtülü, gevşek örtme şekliyle gerdanlar açık… Pantolonun zaten artık tesettüre uygun olup olmadığını tartışmak bile abesle iştigal…

Şallı bacılar, artık şalsız bacıların yaptığı her şeyi fazlasıyla yapabiliyor. Özgürlükte çığır açtık, bacıları sınırlayan hiçbir şey yok. Yine de haksızlık etmeyelim, henüz alkol konusunu sindiremedik.

Şallı bacıların kafelerde, sahillerde, parklarda bacak bacak üstüne atıp sigara içmesine artık karışabilecek babayiğit yok.

Huqqa’ya takılıp At Pazarı’nda kızlı erkekli nargile tüttürüp edebiyat sohbetleri yapmalarında da hiçbir beis yok.

Sosyal medyada boy boy fotoğraf paylaşıp alınan beğenilerle övünmek onların da hakkı…

Hele de karşı mahallenin feministlerinden rol çalıp erkekle eşitlenmek noktasını geçip pozitif ayrımcılık adıyla üstünlük noktasına geçmek, bizim şallı bacıların tarihî başarısı…

Yazacak çok şey var da yerimiz bitti.

Durun hemen saldırmayın. Mücahitlikten müteahhitliğe geçen, kısa ve yırtık pantolon, altına da babet giyen bakımlı erkek versiyonlarınızı da yazacağım.