SAMİMİYET İMTİHANI

Abone Ol

Samimi olmayan hiçbir sözden hayır gelmez; tutarlılık taşımayan hiçbir duruştan bereket doğmaz.

Bu kadim bir hakikattir ve insanlık tarihi boyunca değişmemiştir; nice devletler samimiyetsizlik üzerine kurulmuş ve yıkılmış, nice dostluklar tutarsızlığın zehriyle çürümüştür.

Kur'an-ı Kerim, bu hakikati en veciz şekliyle hatırlatır: "Ey iman edenler, yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?"

Bu ayet yalnızca bir uyarı değil, aynı zamanda insanın en derin zaafına tutulan bir aynadır; zira söz ile eylem arasındaki uçurum, kişinin hem kendisine hem çevresine karşı işlediği en sessiz ihanettir.

Bugün etrafımıza baktığımızda bu uçurumun her yerde açıldığını görürüz.

İnsanlar bulundukları konumdan, oturdukları makamdan, baktıkları zaviyeden değerlendirmeler yapar; ilkelerden, erdemlerden, büyük ideallerden dem vururlar.

Lâkin çıkarları söz konusu olduğu an, o ilkelerin hepsi bir anda buhar olur; dün savundukları bugün ayaklarının altına serilir, dün eleştirdikleri bugün kendi yolları olur.

Bu yalnızca siyasetin ya da ticaretin hastalığı değildir; fıtratın zayıf noktasına teslim olmuş her nefsin düşebileceği bir çukurdur.

Nefis, çıkarı gördüğünde sözü unutturur; makam göründüğünde ilkeleri önemsizleştirir; korku bastırdığında tutarlılığı lüks ilan ettirir.

İşte tam da bu yüzden samimiyeti ve tutarlılığı aramak, bizim en tabii hakkımızdır.

Bir insanın sözü ile eylemi arasında mesafe varsa orada bir sorun vardır; bir kurumun vaadi ile uygulaması birbirini tutmuyorsa orada bir çürüme başlamıştır.

Samimiyet yalnızca güzel bir ahlâkî kavram değildir; bir ölçüdür, bir miyardır, bir turnusol kâğıdıdır.

Bir söz samimi değilse süslü de olsa aldanmayın; bir duruş kendi içinde çelişiyorsa kararlı da görünse güvenmeyin.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) buyurur ki: "Münafığın alâmeti üçtür: konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde sözünden döner, kendisine bir şey emanet edildiğinde hıyanet eder."

Bu hadis-i şerif, samimiyetsizliğin yalnızca bir karakter zaafı değil, imanın sınırlarını zorlayan bir tehlike olduğunu bizlere öğretir.

Mevlânâ'nın dediği gibi, "Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol"; bu söz asırlar öncesinden bugüne uzanan bir irfan çığlığıdır.

Samimiyetten uzaklaşan söz, rüzgârda savrulan yaprak gibidir; ne yere tutunabilir ne göğe yükselebilir.

Tutarlılık ise köke bağlı kalmaktır; fırtına esse de, rüzgâr yön değiştirse de, mevsimler dönse de kökünden kopmamaktır.

Bizler samimiyet arayan, tutarlılık bekleyen, söz ile eylem arasındaki mesafeyi ölçen insanlar olmaya devam etmeliyiz; zira bu beklenti bir lüks değil, insan olmanın en asil sorumluluğudur.

Bir şey samimi değilse ondan uzak durun; kendi içinde çelişiyorsa ona temkinli yaklaşın; zira samimiyetsizliğin toprağında yalnızca pişmanlık filizlenir.