Türkiye, son yıllarda sanal medya ve küresel internet platformlarının etkisiyle görünmez ama derin bir dijital işgal süreciyle karşı karşıya kalmıştır. Bu işgal, klasik anlamda askerî ya da fiziksel bir müdahale değildir; aksine zihinleri, alışkanlıkları, değerleri ve toplumsal refleksleri hedef alan çok katmanlı bir etki alanı yaratmaktadır. Yabancı merkezli dijital platformlar, kullanıcıların günlük hayatına nüfuz ederken, üretilen içeriklerden veri akışına kadar geniş bir alanda Türkiye’nin dijital egemenliğini tartışmalı hâle getirmektedir.
Algoritmalarla Yönlendirilen Toplumsal Algı
Sosyal medya platformlarının kullandığı algoritmalar, neyi göreceğimizi, neye inanacağımızı ve hangi konulara tepki vereceğimizi belirler hâle gelmiştir. Türkiye’de gündemlerin doğal akışı çoğu zaman toplumun gerçek ihtiyaçlarından değil, bu algoritmaların önceliklendirdiği içeriklerden şekillenmektedir. Böylece toplumsal algı, yerli dinamikler yerine küresel platformların ticari ve politik tercihleri doğrultusunda yönlendirilmektedir.
Kültürel Aşınma ve Dijital Kimlik Erozyonu
Dijital platformlar üzerinden yayılan içerikler, özellikle gençler ve çocuklar üzerinde ciddi bir kültürel dönüşüm baskısı oluşturmaktadır. Yerli değerler, dil kullanımı ve toplumsal normlar, küresel popüler kültürün gölgesinde zayıflamakta; dijital kimlik, millî ve kültürel aidiyetlerin önüne geçmektedir. Bu durum, uzun vadede toplumsal bağların çözülmesine ve kültürel hafızanın aşınmasına yol açabilecek bir risk barındırmaktadır.
Veri Sömürgesi ve Ekonomik Adaletsizlik
Yabancı dijital platformlar, Türkiye’de milyonlarca kullanıcıdan elde ettikleri kişisel verileri yurt dışına taşımakta ve bu verileri ekonomik, politik ve stratejik amaçlarla kullanmaktadır. Buna karşın, bu şirketlerin büyük bir kısmı Türkiye’de gerçek anlamda yatırım yapmamakta, yeterli vergi ödememekte ve yerel hukuki sorumluluklardan kaçınmaktadır. Bu noktada dijital hizmet vergisinin artırılması, hem ekonomik adaletin sağlanması hem de dijital alandaki tek taraflı kazanç düzeninin dengelenmesi açısından stratejik bir zorunluluk hâline gelmiştir.
Hukuki Boşluklar ve Denetimsizlik Sorunu
Mevcut hukuki düzenlemeler, küresel dijital platformların hızına ve esnekliğine çoğu zaman yetişememektedir. İçerik denetimi, veri güvenliği, çocukların korunması ve dezenformasyonla mücadele gibi alanlarda yaşanan boşluklar, dijital işgali daha da derinleştirmektedir. Platformların Türkiye’de güçlü bir muhataplık ve hesap verebilirlik mekanizmasına tabi olmaması, egemenlik alanında ciddi bir zafiyet oluşturmaktadır.
Dünyada birçok ülke, dijital platformların kontrolsüz gücüne karşı egemenlik, güvenlik ve toplumsal dengeyi korumaya yönelik somut adımlar atmaktadır. Avrupa Birliği; Dijital Hizmetler Yasası ve Dijital Piyasalar Yasası ile içerik denetimi, algoritmik şeffaflık ve ağır yaptırımlar getirirken, Fransa ve İngiltere dijital hizmet vergisini artırarak küresel platformların ekonomik ayrıcalıklarını sınırlamaktadır. ABD’de veri güvenliği ve ulusal güvenlik gerekçesiyle bazı platformlara kısıtlamalar uygulanmakta, Çin ise dijital alanı doğrudan devlet politikasıyla denetim altında tutmaktadır. Türkiye de, bu küresel eğilimleri dikkate alarak dijital hizmet vergisini güçlendirmeli, veri egemenliğini esas alan sert düzenlemeler getirmeli, çocukları ve gençleri koruyacak bağlayıcı kurallar koymalı ve yerli dijital ekosistemi stratejik bir devlet politikası olarak desteklemelidir; aksi hâlde dijital alandaki küresel güç dengesizliği, Türkiye aleyhine derinleşmeye devam edecektir.
Dijital Egemenlik ve Mali Egemenlik Mücadelesi
Yerel medyanın korunması, dijital işgal ve sanal medya baskısı karşısında Türkiye’nin hem demokratik hem de kültürel direncinin sürdürülebilmesi açısından elzemdir. Yerel medya; bulunduğu bölgenin sorunlarını, toplumsal hassasiyetlerini ve gerçek gündemini doğrudan yansıtan, kamuoyunun doğru ve dengeli bilgiye ulaşmasını sağlayan temel bir kamusal unsurdur. Ancak küresel dijital platformların reklam gelirlerini tekelleştirmesi ve algoritmik görünürlükle yerel medyayı görünmez hâle getirmesi, bu yapıları ekonomik olarak zayıflatmaktadır. Yerel medyanın desteklenmemesi, yalnızca yayın organlarının kapanmasına değil, yerelde denetimin ortadan kalkmasına ve toplumsal hafızanın silinmesine yol açar; bu nedenle yerel medyanın korunması, dijital egemenliğin ve toplumsal bütünlüğün ayrılmaz bir parçası olarak ele alınmalıdır.
Türkiye açısından çözüm, dijital dünyadan kopmak değil; dijital ve mali egemenliğini birlikte güçlendirmektir. Yerli ve millî platformların desteklenmesi, veri güvenliği politikalarının sertleştirilmesi, algoritmik şeffaflık ve etkin denetim mekanizmalarının kurulmasının yanı sıra dijital hizmet vergisinin caydırıcı ve adil bir seviyeye yükseltilmesi, bu mücadelenin temel ayaklarından biri olmalıdır. Aksi hâlde sanal medya ve internet platformları üzerinden yürüyen bu sessiz dijital işgal, yalnızca bugünü değil, Türkiye’nin gelecekteki toplumsal ve siyasal bağımsızlığını da tehdit etmeyi sürdürecektir.