"Savaşları Kemiyetler Değil, Keyfiyetler Kazanır"
Pressure / Fırtınadan Önce
2018 yapımı Hotel Mumbai ile adını küresel ölçekte duyuran yönetmen Anthony Maras, sekiz yıl sonra bu kez izleyicisinin karşısına, yaşanmış tarihi olaylara dayanan, gerilimi yüksek bir filmle çıkıyor. Bu hafta sinema salonlarında yerini alan Pressure, II. Dünya Savaşı’nın kaderini değiştiren kritik bir tarihsel anı odak noktasına alıyor. Tiyatro oyunundan sinemaya uyarlanan, 100 dk. süreli yapım, biyografik ögelerle harmanlanan bir savaş draması. Yönetmen Maras, klostrofobik anlatım becerisini bu kez kapalı kapılar ardındaki askeri ve bilimsel strateji savaşına taşıyor.
1944 yılının Haziran ayında, Normandiya Çıkarması’nın hemen öncesindeki gerilimli 72 saatlik zaman dilimini işleyen hikayede, Müttefik Kuvvetler Başkomutanı General Dwight D. Eisenhower, insanlık tarihinin en büyük deniz harekâtını başlatmak üzere son hazırlıklarını tamamlar. Ancak operasyonun başarısı, askeri güce olduğu kadar öngörülemeyen bir değişkene, yani Manş Denizi’nin hava koşullarına bağlıdır. İskoç meteoroloji uzmanı, Albay James Stagg, beklenen tarihte fırtına çıkacağını tahmin ederek çıkarmayı erteleme tavsiyesinde bulunur. Diğer hava tahmincilerin ve ordu komuta kademesinin güneşli hava beklentisiyle çelişen bu rapor, Eisenhower’ı tarihin en zor kararlarından birini almaya zorlar. Fırtına tahmini, yüz binlerce askerin kaderini ve savaşın seyrini doğrudan etkiler.
Filmin senaryosu, tiyatrodan uyarlandığını yer yer hissettirse de meteorolojik veri analizleri gibi son derece teknik bir konuyu, zamanla yarışan bir gerilime dönüştürmeyi başarıyor. Diyaloglar keskin, dinamik ve karakterler arasındaki nüfuz mücadelesini yansıtacak kadar incelikli işlenirken; karar anının ağırlığı, belirsizlik ve bilimsel sorumluluk arasındaki çatışma metne derinlik katıyor. Burada bir özeleştiri yapılacak olursa; medeniyetlerin kesiştiği, her köşesinden insan hikayesi ve tarih fışkıran bu topraklarda, vizyonsuzluk ve kendini tekrar eden yüzeysel anlatılarla boğuşan, elindeki devasa hikaye zenginliğini heba eden yerli sinema sektörümüzün, sıradan bir teknik detaydan yüksek ritimli bir drama üreten bu nitelikli senaryo matematiğinden alacağı çok ders olduğu aşikar.
Andrew Scott, İskoç meteorolog James Stagg rolüyle adeta filmi sırtlarken, bilimsel etik ile vicdanı arasında sıkışan karakterin yaşadığı baskıyı son derece katmanlı bir şekilde yansıtıyor. Scott'ın adı, Oscar adayları belirlenirken sıkça duyulacaktır. Whale filminin Venedik prömiyerinin ardından, geçmişte Hollywood tarafından nasıl haksız yere dışlandığını gözyaşlarıyla anlatan ve bu performansıyla 2023'te Oscar da kazanan Brendan Fraser ise General Eisenhower rolünde, kararlı ancak omuzlarındaki yükün altında ezilen bir lideri başarıyla canlandırıyor. Buna karşın Kerry Condon’ın, zayıf yazılan karakterinin hikâyedeki işlevselliği yetersiz kalıyor.
Filmin başarılı yapım tasarımı, 1940’ların askeri karargah ortamını otantik bir şekilde sunarken, renk tonlamaları da buna hizmet eder nitelikte. Görsel efektler ve özellikle climax noktasına doğru gösterilen savaş ve hava sahneleri sinematik açıdan başarılı. Ancak yine de kameranın askeri karargahın duvarlarına bu denli hapsolmaması, geniş ölçekli savaş atmosferinin düğüm bölümüne biraz daha yayılması beklenirdi. All Quiet on the Western Front (2022) ile Oscar'a layık görülen Volker Bertelmann imzalı müzikler ise hikâyenin temposunu sürekli diri tutuyor.
Darkest Hour (2017) ve The Imitation Game (2014) gibi, savaşın cephe gerisindeki karar mekanizmalarına odaklanan yapımlarla benzerlik taşıyan Pressure, abartılı patlama ve sıcak çatışma planlarından olabildiğince kaçınarak bilimin ve sorumluluğun savaştaki rolünü öne çıkarıyor.
Ezcümle; Pressure, tarihin en büyük askeri kararlarından birinin arkasındaki insani ve bilimsel gerilimi farklı bir dille beyazperdeye taşıyor. Görkemli sahnelerin ötesinde, sessiz odalarda alınan kararların dünyayı nasıl değiştirdiğini hatırlatan bu sürükleyici dönem yapımı, bazen en büyük savaşların cephede değil, fırtınadan önceki sessiz anlarda kazanıldığının altını çiziyor. Tarih hocam Emin Özlen'e selam olsun, onun bir sözü vardı, filmi çok iyi özetliyor: "Savaşları kemiyetler değil keyfiyetler kazanır."