Savunma Sanayi Neden Artık Stratejik Bir Mecburiyet

Abone Ol

Savunma sanayi, uzun yıllar yalnızca askeri bir alan olarak görüldü. Oysa bugün gelinen noktada bu yaklaşım yeterli değil. Savunma sanayi artık sadece orduların değil; devletlerin siyasi duruşunun, ekonomik gücünün ve uluslararası masadaki ağırlığının da belirleyicisidir.

Dışa bağımlılık, savunma alanında sıradan bir ticari risk değildir; doğrudan ulusal güvenlik sorunudur. Kriz anlarında tedarik zincirleri kesilebilir, ambargolar devreye sokulabilir, siyasi baskılar artabilir. Kendi savunma sistemini üretemeyen ülkeler, en kritik anlarda başkalarının kararlarına mahkûm hâle gelir.

Bu nedenle savunmada yerli üretim bir tercih değil, zorunluluktur. Kendi radarını, mühimmatını, yazılımını ve platformunu üretebilen ülkeler, sadece sahada değil masada da güçlü olur. Savunma kapasitesi, dış politikada pazarlık gücü yaratır.

Savunma sanayinin stratejik önemi bununla da sınırlı değildir. Bu alan, yüksek teknoloji üretiminin lokomotifidir. Yazılım, yapay zekâ, malzeme bilimi, elektronik ve havacılık gibi birçok kritik teknoloji, savunma projeleriyle gelişir. Bu birikim zamanla sivil sektörlere yayılır ve genel sanayi altyapısını güçlendirir.

Aynı zamanda savunma sanayi, nitelikli insan kaynağı yetiştirir. Mühendislikten Ar-Ge’ye, üretimden test süreçlerine kadar geniş bir bilgi ekosistemi oluşturur. Bu da ülkenin uzun vadeli teknolojik bağımsızlığı için hayati bir avantajdır.

Güçlü savunma, savaşmak için değil; savaşı önlemek için gereklidir. Caydırıcılık, silah kullanmakla değil, kullanma ihtiyacını ortadan kaldırmakla anlam kazanır. Karşı tarafın maliyet hesabını yükselten her savunma kapasitesi, barışı daha mümkün hâle getirir.

Bugün savunma sanayine yapılan yatırım, yalnızca bugünün güvenliği için değil; yarının bağımsızlığı için atılan bir adımdır. Bu nedenle savunma sanayi artık bir seçenek değil, stratejik bir mecburiyettir.