SEÇİM TARİHİ

Abone Ol

Türkiye, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçerken ileri sürülen en güçlü gerekçelerden biri siyasal istikrardı. Her ne kadar AK Parti iktidarları döneminde bu sorun belirgin biçimde yaşanmasa da, özellikle 90’lı yıllarda Türk siyasetinin temel açmazlarından biri ömrü pamuk ipliğine bağlı koalisyon hükümetleriydi. Sözü uzatmayayım: Türkiye parlamenter sistemi geride bırakarak bu meseleyi de büyük ölçüde tarihe gömmüş oldu.

Anayasa’ya göre bir sonraki seçim yılı 2028. Buna rağmen bugünlerde CHP başta olmak üzere bazı muhalefet partilerinin ısrarla sandık çağrısı yaptığını görüyoruz. Bu çağrılar, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin son grup konuşmasında net şekilde karşılık buldu: “Seçimler zamanında yapılacaktır.”

***

Bu açıklama, aslında kamuoyunu Türkiye’nin gerçek gündemine döndürme amacı taşıyor. II. Erdoğan Hükümeti; ekonomiden dış politikaya, savunma sanayisinden konut stokunun artırılmasına, enerjiden güvenliğe kadar pek çok alanda faaliyetlerini sürdürüyor. Suriye başta olmak üzere Kıbrıs, Karabağ, Libya, Somali kazanımları, Batıyla ilişkiler, Asya ve Afrika açılımları… Dış politikada son yılların en güçlü dönemi yaşanıyor. Maraş depremlerinin enkazı üzerinde yeni şehirler yükseliyor. İhracat, GSMH ve Merkez Bankası rezervleri rekor seviyelere koşuyor. Elbette olumsuz başlıklar yok değil: Enflasyon, toplumsal çürüme, liyakat sorunu, gelecek kaygısı, yargıya duyulan güven…

Ancak bütüncül bir perspektifle bakıldığında şu soruyu sormak gerekiyor:
“Türkiye’de bu pazar sandık kurulmasını gerektirecek derecede siyasal, toplumsal ya da ekonomik bir kriz var mı?” Benim kanaatim net: Yok. Kamuoyu araştırmalarının neredeyse tamamında AK Parti gücünü koruyor; Erdoğan birinci sıradaki isim olmaya devam ediyor. Daha da önemlisi, sorunların çözümü noktasında vatandaş yine Erdoğan’a güveniyor.

Başkanlık sistemi, aklına esenin “bu pazar sandık kuralım” çağrısı yapacağı bir sistem değildir. Yasama gibi yürütmenin, yani cumhurbaşkanının da meşruiyeti doğrudan halka dayanıyor. %50+1, bu meşruiyetin ne kadar güçlü olduğunu açıkça gösteriyor. Hele ki +1 düzeyinde oy alan küsurat partilerinin, “seçim olsa da değer görsek” heyecanıyla sistem üzerinde debelenmesi komik görünüyor. Ana muhalefet ise, yerel seçim sonuçlarını kutsadığı kadar, ondan bir yıl önce yapılan genel seçim sonuçlarına da saygı göstermeli; Erdoğan iktidarını sandıkla tehdit etme alışkanlığını terk etmeli. Zira siyaset meydanında aklının sadakasıyla dahi dolaşan herkes bilir ki, sandık Erdoğan’ın en güçlü olduğu yer.

***

Peki başlığa dönelim: Seçimler ne zaman yapılacak? Bir siyaset bilimci olarak kişisel kanaatimi paylaşmak istiyorum.

Önce siyasal atmosfere bakalım. AK Parti ve MHP’den oluşan Cumhur İttifakı, önümüzdeki seçimde Erdoğan’ın adaylığı konusunda tam bir mutabakat içinde. Ana muhalefetin şimdiden açıkladığı aday İmamoğlu’nun ise diploma ve yolsuzluk iddialarına ilişkin hukuki süreçleri devam ediyor. Kuvvetle muhtemel, adaylığı yasal olarak mümkün olmayacak. Bu tabloda, şimdiden meydanlara ısınan Özgür Özel’in vitrine çıkacak. Yavaş’ın CHP’den adaylığı ise artık fısıltı düzeyinde bile konuşulmuyor. DEM Parti yine kendi adayıyla yarışacak. Milli görüş ve milliyetçi cepheden de ayrı adayların çıkması ihtimal dahilinde. Yani oy pusulasında en az beş adaylı bir yarış görebiliriz. Sonuç ne olur? Bugünden öngörüde bulunmak mümkün değil. Zira siyasette 24 saat uzun bir süre.

***

Şimdi “Anayasa ne diyor?” sorusunu cevaplayalım. Önce Anayasa’nın 116. maddesini hatırlayalım: “Türkiye Büyük Millet Meclisi, üye tamsayısının beşte üç çoğunluğuyla seçimlerin yenilenmesine karar verebilir. Bu halde Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır.” Anayasa’nın 101. maddesine göre ise bir kişi en fazla iki defa cumhurbaşkanı seçilebilir. Buna göre, ikinci dönemini sürdüren Erdoğan’ın normal şartlarda yeniden aday olamayacağı açık. Bu engeli aşmanın iki yolu var:

Birincisi anayasa değişikliği, ikincisi TBMM’nin seçimleri yenilemesi.

Bugün itibarıyla anayasa değişikliği mümkün görünmüyor. Yeni anayasa tartışmaları var ancak içerik bu bağlamda değil. Ayrıca %50+1 kuralının esnetilmesi ya da iki dönem sınırının kaldırılması, başkanlık sisteminin ve demokrasinin ruhuyla bağdaşmaz. Böyle bir adım, muhalefetin yıllardır dile getirdiği “iktidarın kişiselleşmesi” tezini de haklı çıkarır. Referanduma sunulsa geçer mi? Ondan da emin değilim. Geriye ikinci seçenek kalıyor: TBMM’nin seçimleri yenilemesi. Bunun için gereken milletvekili sayısı 360. AK Parti ve MHP’nin toplam sandalye sayısı 322. HÜDAPAR, Yeniden Refah hatta Yeni Yol eklense dahi bu sayı 360’a ulaşmıyor. Dolayısıyla CHP, İYİ Parti veya DEM’den en az birinin desteği gerekiyor. Seçimler yenilenecek mi? Erdoğan’ın yeniden aday olabilmesi için evet. Peki kimin desteğiyle? Siyasete göz ucuyla bakan herkes cevabı kolayca bulur.

***

O hâlde yazıyı seçim tarihini açıklayarak bitirelim.

Seçim; deprem enkazının tamamen kaldırıldığı, Suriye meselesinin kalıcı biçimde çözüldüğü, PKK sorununun lügatten silindiği, toplumsal barış ve birlik duygusunun zirve yaptığı, enflasyonun gündemden düştüğü, Temmuz zamlarıyla emeklinin gönlünün alındığı, enerji yatırımlarının faturaya yansıdığı, uçak gemisinin suya indirilmesiyle gövde gösterisi yapıldığı, vatandaşın ikametgâhında bulunduğu ve AK Parti-Erdoğan iktidarına atıf yapıldığı Kasım ayında gerçekleşecektir.

Günü geldiğinde arşivden çıkarmak için tarihe not düşüyorum.

Seçim Tarihi; 14-28 Kasım 2027.