24 Haziran seçimlerinde bilhassa milletvekili seçiminde 5K çok önemli oldu. 1F’de neticeyi belirledi: Kararsız, kırgın, kızgın, küskün ve karşıt kitlelere ilave olarak Anadolu insanının feraseti…
Kararsız ve kırgınlar AK Parti’ye; kızgın ve küskünler de MHP’ye oy vermeyi tercih etti son tahlilde.
MHP’nin İyi Partiye oy kaptırdığı ortamda daha önce Ak Parti’ye oy vermiş olan bazı kızgın ve küskünler tercihlerini MHP’den yana kullandı. Recep Tayyip Erdoğan ile devam diyen ama şımarık, kibirli ve pek çok olumsuzluğu sergilemekten çekinmeyen bürokrat ve teşkilat mensuplarına da ders vermek istedi. İktidardan etmemek için de Cumhur İttifakının bir parçası olan MHP’ye oy vermeyi yeğledi. Diğer bir deyişle çok uzun zamandan bu yana tutarlı bir tavır sergileyen Devlet Bahçeli ve MHP ödüllendirildi.
Seçmenin bir kısmı Millet İttifakı’nın (Muharrem İnce, Kemal Kılıçdaroğlu, Meral Akşener, Temel Karamollaoğlu’nun) “Yeter ki Recep Tayyip Erdoğan gitsin” ve “HDP ve Selahattin Demirtaş” tavrını doğru bulmadı. Terörle mücadele, Afrin ve Kandil Operasyonları sürerken muhalefetin tavrına ilave olarak batılı siyasetçi ve batı basınının ağız birliği ederek Recep Tayyip Erdoğan ve Türkiye düşmanlığı, dövizdeki müthiş hareketlilik, patates ve soğan fiyatlarının anormal yükselişi Türkiye’nin vesayet altına alınmaya ve kuşatılmaya çalışıldığı inancını güçlendirdi.
Seçimden önceki son yazımda da ifade ettiğim gibi seçmenin bir kısmı da içinde bulunulan durumda papatya falı bakmanın anlamsız olduğu kanaatine vardı Ak Parti ile devam dedi (Bilhassa kararsız ve kırgın olanlar). Güvenlik ve dış politika hususunda MHP’nin denge ve denetleme unsuru olması gerektiğini düşünenler de eklenince MHP yüzde 11’lik bir oy oranına ulaştı.
Ayrıca bir hususu da hatırlatmakta fayda görüyorum. Seçmene “şuna niye oy verdin, ya da vermedin?” diye kimsenin bir şey söyleme hakkı yok. Seçmeni anlamaya çalışmak yerine, seçmeni suçlamak ve yargılamaya kalkmak abesle iştigal.
Çünkü pek çok insan için hayatı boyunca sahip olduğu en önemli şey vereceği bir “oy”dur. Onu da özgür iradesi ile istediği şekilde kullanmasına kimse engel olamaz. Seçmenin tercihlerini değiştirmek için çaba göstermek gayet normal. Anormal olan, seçmenin tercihini anlamamak, anlamaya çalışmamak ve küçümsemek, hatta suçlamaktır.
Nasıl Ak Parti’ye oy verene “Neden AK Parti’ye oy veriyorsun?” demeye kimsenin hakkı yoksa binde 2 oy alan Vatan Partisi’ne/Doğu Perinçek’e oy verenlere de “Neden o partiye/şahsa oy veriyorsun?” deme hakkı da yoktur. Aynı şeyi Cumhurbaşkanlığı seçiminde Recep Tayyip Erdoğan’a oy verip milletvekili seçiminde Ak Parti’ye oy vermeyen seçmen için de söyleyebiliriz.
Şayet verilen mesaj alınmaz ve gereği yapılmazsa işte o zaman asıl telafisi olmayan sonuçlar doğar. Recep Tayyip Erdoğan ve yıllardır onu destekleyip oy veren kesimi hiçbir zaman anlamayan, anlamaya da niyeti olmayan müzmin muhalifler gibi bir tutum alınır ve 24 Haziran seçimlerinde sandıklardaki mesajlar anlaşılmaya çalışmazsa bir devrin sonuna gelinmek mecburiyetinde kalınır.
7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinin ardından “Akıntıya karşı duraklamak dahi gerilemektir” demiştim. Bu kez onca olumlu ve olumsuz tecrübenin ardından gerekli tedbirler alınmaz, adımlar atılmazsa sonuçları kimse aklına ve hayaline dahi getiremez diyorum.
Seçmen siyasetten hâlâ umutlu. Pek çok meselenin çözümünün siyaset yolu ile olabileceği beklentisi devam ediyor. Bunun en net göstergesi son yapılan seçimlerde katılım oranının rekor kırması. Ne olur geleceğimizi heba etmeyelim.