Değerli dostlar, değerli okuyucular;
Son günlerde bir kez daha görüyoruz ki, ülkemizde bazı kişiler komedyen, sanatçı ya da aydın kimliğinin arkasına sığınarak milletimizin en kutsal değerlerini hedef almayı marifet sanıyor. İnançlarımızla alay etmeyi cesaret, milyonlarca insanın hassasiyetini incitmeyi ise ifade özgürlüğü olarak göstermeye çalışıyorlar.
Oysa eleştiri ayrıdır, hakaret ayrıdır. Mizah ayrıdır, kutsalları aşağılamak ayrıdır. Hiç kimse; sanat, mizah veya aydın kimliğini kullanarak Kur’an-ı Kerim’e, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’e (s.a.v.) ve milletimizin mukaddes değerlerine hakaret etme hakkına sahip değildir.
Dinimize, kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’e ve Peygamber Efendimiz’e saygı beklemek bir hoşgörü talebi değildir. Bu ülkenin ortak huzuru, toplumsal barışı ve karşılıklı saygısı açısından herkesin uyması gereken ahlaki ve hukuki bir sorumluluktur.
Ne yazık ki kendisini halkın üzerinde gören, her şeyi yalnızca kendisinin bildiğini zanneden kibirli bir anlayış yıllardır aynı yanlışı tekrarlıyor. Milletin değerlerini küçümseyerek çağdaş olunacağını sanıyor, inanan insanlara tepeden bakmayı ilericilik zannediyor.
Bu anlayışa sahip olanlar ,
Sizin her tarafınız komedyen ,sanatçı ,aydın olsa ne yazar !Yazıklar olsun !
Oysa tarih bize başka bir şey söylüyor. Hakikati insanlara ulaştırmak için gönderilen peygamberlerle alay eden, ilahi mesajı küçümseyen ve kibirleri sebebiyle hakikate sırt çeviren toplumlar, kutsal metinlerde ibret vesikası olarak anlatılmıştır. Bundan ders çıkarmak gerekir.
Bizler kusursuz insanlar değiliz. İbadetlerimizde eksiklerimiz olabilir. Ancak Kur’an-ı Kerim’e olan bağlılığımız, Peygamber Efendimiz’e olan sevgimiz ve İslam’a olan sadakatimiz tartışmaya açık değildir. Bu sevgi bizim kırmızı çizgimizdir. Kim olursa olsun; komedyen, sanatçı, akademisyen ya da siyasetçi… Bu milletin kutsallarına hakaret ettiğinde, karşısında bu milletin vicdanını bulacaktır.
Çünkü biz, asırlardır Allah’ın dinine, vatanına ve milletine sahip çıkmış bir milletiz. Malıyla, canıyla, evladıyla mücadele etmiş; gerektiğinde şehit olmuş, gerektiğinde gazi olmuştur. Bu karakter, tarih boyunca değişmedi; Allah’ın izniyle bundan sonra da değişmeyecektir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları da bu aziz vatanın bağımsızlığı için canlarını ortaya koymuş, büyük fedakârlıklar göstermiştir. Bu mücadele sayesinde milletimiz kendi kaderine sahip çıkmış; bayrağımız göklerde dalgalanmaya, ezanlarımız bu semalarda okunmaya ve bu topraklarda inancımızı özgürce yaşayabilmeye devam etmiştir. Bu millet, tarih boyunca bayrağını, ezanını, vatanını ve mukaddesatını birbirinden ayırmamıştır. Çanakkale’de, Sakarya’da ve İstiklal Harbi’nin her cephesinde dökülen kan, yalnızca toprak için değil; bağımsızlık, haysiyet ve milletimizin değerleri için de dökülmüştür.
Bugün Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, silah arkadaşlarına ve bütün şehitlerimize duyulacak en büyük vefa; onların emanet ettiği Cumhuriyet’e sahip çıkarken aynı zamanda bu milletin inancına, mukaddesatına ve ortak değerlerine de sahip çıkmaktır.
Bu nedenle hiç kimse, “sanat” veya “mizah” bahanesinin arkasına saklanarak milyonlarca insanın kutsallarını hedef alamaz. Fikir özgürlüğü; hakaret özgürlüğü değildir.
Bizler bu topraklarda yaşamaya, birbirimizin inancına ve değerlerine saygı göstermeye mecburuz. Bu mecburiyet, hukuk kadar vicdanın da gereğidir.
Allah, birliğimizi ve beraberliğimizi daim eylesin.
Değerli dostlar son sözüm değişmez;
Allah vatana, millete ve devletimize zeval vermesin.
Vesselam.