Bazı ailelerde miras kavgası, insan hayattayken başlar; ne yazık ki mezara girdikten sonra bile bitmez.
Servet Koçak’ın hikâyesi de tam olarak böyle bir tabloyu gözler önüne seriyor.
89 yaşında hayatını kaybeden, cemiyet hayatının tanınan isimlerinden ve Türkiye’nin en varlıklı kadınları arasında gösterilen Servet Koçak’ın ardından açılan vasiyetname, Koçak Ailesi’ndeki yıllardır süren gerilimi yeniden gündeme taşıdı.
Servet Koçak, 1937 yılında dünyaya geldi. Eşi Cevat Koçak ile birlikte üç çocukları oldu: Naciye, Recai ve Necati Koçak.
Ancak baba Cevat Koçak’ın vefatının ardından başlayan miras tartışmaları, zaman içerisinde aile içinde derin yaralar açtı. Öyle ki bu gerilimlerin Servet Koçak hayattayken bile aile ilişkilerini ciddi biçimde sarstığı aktarılıyor.
Şimdi ise insanın gerçekten sormadan edemeyeceği bir noktaya geliyoruz:
Bir aileyi bu hale getiren gerçekten sadece para mı?
Boğaz’ın görkemli yapılarından Kara Todori Paşa Yalısı’nın sahibi olan, büyük bir servetin içerisinde yaşayan bir ailenin bugün konuştuğumuz hali bana göre servetin değil, aile bağlarının ne kadar kırılgan olabileceğinin hikâyesidir.
Servet Koçak’ın dört yıl önce hazırladığı vasiyetnamesinin açılmasıyla tartışmalar daha da büyüdü.
Koçak’ın vasiyetnamesinde oğulları Necati ve Recai Koçak’ı, kendisine karşı evlatlık görevlerini yerine getirmemekle, fiziksel ve manevi şiddet uygulamakla suçladığı belirtildi.
Ve iki oğlunu mirasından çıkardı.
Fakat vasiyetnamedeki en ağır ifadelerden biri bunun da ötesindeydi:
“Ölürken benim yanıma defnedilmesinler.”
Bir anne düşünün…
Çocuklarını sadece mirasından değil, ölümünden sonra kendi yanından bile uzak tutmak istiyor.
Bu cümleyi okuyunca insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Ne yaşandı da bir anne ile evlatları arasında böylesine ağır bir kopuş meydana geldi?
Elbette burada çok önemli bir ayrıntının altını çizmek gerekir. Vasiyetnamede yer alan suçlamalar, tarafların tamamının görüşleri ve hukuki süreçler birlikte değerlendirilmeden kesinleşmiş gerçekler olarak kabul edilemez.
Ama yaşananların kendisi bile başlı başına düşündürücü.
Çünkü aile kavgası, Servet Koçak’ın vefatıyla sona ermemiş.
Tam tersine, mezara kadar taşınmış.
İddialara göre Servet Koçak’ın vefatının ardından Naciye Koçak, annesinin defin işlemlerini evindeki çalışanlarla birlikte gizlice gerçekleştirdi ve davalık olduğu ağabeylerine haber vermedi.
Kardeşlerinin annelerinin ölümünü günler sonra öğrendiği ve ardından savcılığa başvurduğu belirtiliyor.
Şimdi bir düşünün…
Bir anne vefat ediyor.
Evlatlarının birbirine haber vermesi, aynı acının etrafında bir araya gelmesi gerekirken aile içerisinde yaşanan miras kavgası bu kez defin ve mevlit tartışmasına kadar uzanıyor.
Hatta olayın bir noktada “mevlit rekabetine” dönüştüğü ifade ediliyor.
İşte burada artık insanın söyleyecek sözü gerçekten azalıyor.
Çünkü miras paylaşılır.
Ev, yalı, para, hisse, şirket…
Hepsinin bir değeri vardır ve hukuk çerçevesinde paylaşılır.
Ama anne-baba paylaşılmaz.
Bir annenin cenazesi üzerinden yaşanan tartışmaların, miras kavgasının devamına dönüşmesi bana göre kabul edilebilir bir tablo değil.
Kara Todori Paşa Yalısı’nın 2026’nın başında 1,15 milyar TL bedelle icradan satışa çıkarılması da bu hikâyenin maddi boyutunu gözler önüne seriyor.
Öte yandan aile içindeki gerilim yalnızca miras ve defin tartışmasıyla da sınırlı kalmamış.
Necati Koçak’ın, kendisinden bazı şeylerin gizlendiğini ileri sürerek kız kardeşi Naciye Koçak hakkında suç duyurusunda bulunduğu belirtiliyor.
Recai Koçak’ın ise kendisi ve ailesinin takip edildiğini iddia ederek Naciye Koçak hakkında uzaklaştırma talep ettiği, mahkemenin de 45 günlük uzaklaştırma kararı verdiği aktarılıyor.
Yani ortada artık sadece bir miras kavgası yok.
Birbirine karşı suçlamalarda bulunan, savcılığa başvuran, uzaklaştırma kararı alan kardeşler var.
Ve bütün bunların ortasında hayatını kaybetmiş bir anne…
Benim asıl üzüldüğüm nokta da tam burası.
Servet Koçak’ın serveti ne kadar büyük olursa olsun, geride bıraktığı en ağır mirasın para değil, aile içindeki bu kırgınlık olmasıdır.
Cemiyet hayatı yalıyı konuşur, serveti konuşur, vasiyetnameyi konuşur.
Ama benim aklıma takılan başka bir şey var:
İnsan, annesinin cenazesinde bile kardeşiyle yan yana gelemiyorsa, milyonların gerçekten ne anlamı var?
Miras için verilen mücadele bazen insana her şeyi kazandırabilir.
Ama aynı mücadele, insanın elinden en kıymetli şeyi de alabilir:
Ailesini.
Servet Koçak’ın vasiyetnamesi belki yıllar önce yazıldı.
Ama o vasiyetnamenin ortaya çıkardığı aile tablosu, bize çok daha büyük bir ders veriyor.
Para paylaşılır, mülk paylaşılır, servet bölünür…
Fakat bir aile parçalandığında, o parçaları yeniden bir araya getirmek bazen hiçbir servetin satın alamayacağı kadar zor olur.
Ve doğrusu şu:
Ölüm bile bu ailede miras kavgasını bitiremediyse, insan gerçekten “Biz ne zaman bu hale geldik?” diye sormadan edemiyor.