Silah tarakaları ve ağıtlar sürerken konuşabilmek

Abone Ol

Bir bilge anlaşılmıyorsa suçu dinleyende aramaz.

Anlaşamamanın suçunu kendisinde arar ve bu yargısı geri çekilmesine sebep olur.

Geri çekilişi yenilgi ricatı değildir. Bilgeliğinin zarafetindendir.

Onun geri çekiliş ve dönüşü med ve cezir gibidir.

Her çekilişi, tefekkürün merkezine ve gelişi tefekkürün merkezinden olur ve tefekkürün tekerrüründen başkaca da bir şey değildir.

Tefekkür alemi, fikrin incelendiği ve inceldiği (estetik kazandığı) bir dünyadır.

İnce fikirler, coşkun seller gibi çağlayıp önüne ne gelirse sürükleyip götüren doğruluğu ve yüksek irfanı arkalayarak, enaniyetle kendisine kulak kesilmiş akıl duvarlarına çarpıp yerle yeksan etmez.

Fikir, aklın, ferasetin, vicdanın ve gönlün bilgelik imbiğinde damıtılmış, rafine bir iksire dönüşür. Lezzet ve letafet ve zarafet taşıyan bir iksire.

Bu nitelikteki kelâmın, nüfuz etmeyeceği, edemeyeceği gönül yoktur.

Letafet ve zarafetin süslediği bilgeliğin merhametli ziyası, kelâmı, edası itiraz görmez.

Zarafetin, nezaketin, letafetin, haysiyetin, adaletin olduğu yerde cidal olmaz.

Çatışma olmaz.

Meşk ve meşveret olur.

Hepsi bilgeliğin mufassal bereketindendir.

Bunca kan, bunca kin, bunca ters köşe, bunca ihtiras, bunca yas içindeyken, ‘Niçin?’ diye sormak ve buna bir cevap aramak hakkımız.

İyi de bunu kime soracağız?

Yetkili merci ‘niresidir?’

Devlet katlarında Bilgelik Bakanlığı yok.

Devlet katlarında Bilgelik Genel Müdürlüğü yok.

Sivil teşkilatlarda Bilgelik Vakfı yok, Bilgelik Derneği yok.

Bizi bilgelerin yoluna götürecek yön tabelaları yok.

Sözlerine kulak kesildiğimizde, bize saygı ile baş eğdirecek bir bilgemiz yok.

Ülkenin bilgeleri nireye gizlenmiş olabilir?

Niçin onların seslerini işitemiyoruz?

Bilgelerinin olmadığı bir ülke nerede görülmüş?

Bilgelerin varlığını elbette inkar edemeyiz.

Meydanları dolduran ve lâf ishaline tutulmuş gibi konuşan sahte bilgelerden hakiki bilgeleri ayırt edebileceğimiz bir nişan yok.

Peki, onların sesleri niçin sahtelerinin seslerini bastıramıyor?

Bir yerlerde duruyor ve konuşuyorlarsa niçin onların aydınlık kelimeleri zırıltılarla başedemiyor?

Her biri yaşça olgunluğa erişmiş, kamuya karşı edepsizce, cahilce ve fütursuzca konuşan, terbiyesiz nezaketsiz yöneticileri hangi kültür türetti?

Niçin bu yöneticilerin etrafında edep, erkân sahibi bilge danışmanlar göremiyoruz?

Bu yöneticiler niçin edep-erkân sahibi bilgeler yerine, image-makerların, reklâmcıların, stratejistlerin, anket kuruluşlarının, toplum mühendislerinin fısıltılarına itibar ediyor ve kulak kesiliyor?

Bir milletin belleğinin, kolektif bilincinin, ülküsünün, vicdanının, ilminin, irfanının taşıyıcısı ve muhafazası olan bilgeler yerine, merhametsiz kelimelerini halkın üzerine mermiler gibi serpen tetikçiler, kardeşliğin, birlikte yaşamanın, hoşgörünün, tahammülün bin türlü yolunu binlerce yıl yaşayarak keşfetmiş, huzurun, merhametin, şefkatin simgesi olmuş bu ülke ve insanlarına elinde silah, can alıp ‘barış ve özgürlük sloganları’ atan, utanmaz katiller nasıl önderlik yapma cüreti gösterebiliyorlar?

Dağların yolunu tutmak, niçin bilgelerin yolunu tutmaktan kolay?

Tarihinde olmadığı kadar mürekkep yalamış aydını yokken, binlerce yıl yaşamayı becermenin sırrının sultanların, beğlerin kulak kesildiği, baş eğdiği bilgeler sayesinde olduğunu görmek içün ne lazım gelir?

Kelimelerin beceremediğini mermilerin becerebildiği nerede görülmüş?

Silahların tarakasından, partizanların sarakasından kurtulmanın bir yolu olmalı.

Silah tarakaları arasında bile kulak vermeliyiz bilgeliğin zarafet ve nezaketli önerilerine. Bunu becermek zorundayız.

Zarafet ve nezaket ve adalet ve merhametin olmadığı yerde bulabileceğimiz hiçbir şey yok.

Ne ‘kardeşlik’, ne ‘barış’, ne ‘özgürlük’…

Ne de hayat!