Siyasetin "butlan"ı, vatandaşın cüzdanı

Abone Ol

Ankara, Ankara siyaseti yine bildiğimiz gibi. Türkiye yangın yeriyken ana muhalefet partisi kendi içinde bir kez daha fırtınalar koparmayı başardı.
Mahkemeden beklenen o kritik "Mutlak Butlan" kararı çıktı ve CHP’de zaten hiç durulmayan sular yeniden taştı.
Bu karar, sadece hukuki bir tartışmayı noktalamakla kalmadı parti içi güç savaşlarının fitilini de yeniden ateşledi.

Ekranlarda ve köşelerde günlerdir bu kararın anatomisini, hukuki ve siyasi yansımalarını tartışıyoruz. Fakat görünen köy kılavuz istemez; Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu ikilisinin partiyi tamamen domine etme stratejisi, bu son kararla birlikte kelimenin tam anlamıyla çöktü, suya düştü.

Artık karşımızda net bir "Özel-Kılıçdaroğlu" düellosu var.
Bu saatten sonra parti içi savaş yeni bir bölünmeye mi evrilir, yoksa 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrasındaki o sancılı, çalkantılı günlere geri mi dönülür? Bunu zaman gösterecek.
Ancak kesin olan bir şey var; CHP içindeki bu hesaplaşma şaibesiz, hilesiz ve adil bir hesaplaşma kurultayı olmadan kolay kolay nihayete ermeyecek.
Şimdi taraflar, "en uygun zaman" ile "en kısa zaman" siperlerine yatmış, kurultay tarihi üzerinden birbirini tartıyor.

Kılıçdaroğlu’nun doğrudan yaptığı "ahlak" vurgusu ve Özgür Özel’in buna gecikmeden verdiği yanıt da tartışmayı bir anda daha büyüttü.

Dünya ve Sokak Yangın Yeri.

Oysa başımızı siyaset kulislerinden kaldırıp dışarıya baktığımızda manzara ürkütücü.
Yanı başımızda dünyayı ateşe atan savaşlar sürüyor. Kuzeyde Rusya-Ukrayna savaşı 5. yılına girerken, güneyde İsrail bir terör devleti gibi katliamlarına, saldırılarına ve tacizlerine pervasızca devam ediyor.

İçeriye dönelim, vatandaşın esas gündemi ne koltuk ne kurultay...
Milletin belini büken bir ekonomik realite var. "Enflasyonla mücadele tam gaz devam ediyor" deniyor ama çarşıya, pazara çıkan vatandaşın bu dizginlenmeyi hissetmesi neredeyse imkansız. İnsanlar bu ağır ekonomik yükün altında kelimenin tam anlamıyla eziliyor.

Tam da bu noktada sormak gerekiyor. Vatandaşın bu kadar derdi, tasası varken, ülkenin çözülmesi gereken dağ gibi sorunları orta yerde dururken, güçlü ve kaliteli bir muhalefet iktidara kamçı, vatandaşa umut olmaz mıydı? Ana muhalefetin bu iç kavgaları bir kenara bırakıp, Türkiye’nin gerçek gündemine dönme zamanı çoktan gelmedi mi?

Yollarda Denetim mi, Tuzak mı?

Siyasetçiler Ankara'da sıcak koltuklarında tartışadursun, vatandaş Kurban Bayramı’nın tatlı telaşıyla yollara düşmüş durumda. Alışverişler yapılıyor, koşturmacalar sürüyor, memleket yolları hareketleniyor. Yollarda sıkı denetimlerin olması elbette can güvenliği için güzel ve gerekli, olmalı da...
Ancak madalyonun bir de diğer yüzü var.
"Bayram üstü tuzak" diye adlandırabileceğimiz denetim biçimleri kimsenin gözünden kaçmıyor.
Birçok güzergahta radar ve hız kontrolleri, maalesef trafiği düzenlemekten çok vatandaşın canını yakmak, ceza kesmek için pusuya yatmış gibi konumlandırılmış. Ekonominin bu kadar can yaktığı, milletin burnundan soluduğu bir dönemde bu tuzaklarla bütçeleri sarsmak ne kadar doğru? Bu konuyu İçişleri Bakanı’nın dikkatine sunmak şart.

Üstelik iş sadece radarla da bitmiyor. Astronomik fiyatlarıyla cep yakan otoyollara milleti adeta mecbur bırakmak da bu sürecin bir parçası gibi görünüyor. Bir yanda hız sınırının pratikte neredeyse hiç işlemediği fahiş fiyatlı otoyollar, diğer yanda ise alternatif yolları seçtiği için denetim adı altında ceza yağmuruna tutulan vatandaş. Bu tezat hiç de hoş bir görüntü sunmuyor. Denetim evet ama gizli pusuyla ceza kesmeye hayır.
Hülasa-i kelam, kurallara da birbirimize de saygı duyduğumuz, güvenli yollar hepimizin hakkı. Yaklaşan bayram heyecanını da gölgelemeyelim. Tüm okurların şimdiden Kurban Bayramını mübarek eder, kazasız, belasız hayırlı yolculuklar dilerim.