Değerli dostlar, değerli okuyucular;
Türkiye’de siyaset yalnızca sandıkta değil, aynı zamanda algılar üzerinden de yürütülüyor. Özellikle son yıllarda kendisini “ahlakın, hukukun ve liyakatin tek temsilcisi” gibi gösteren bazı muhalif çevrelerin, kendi içlerindeki sorunları görmezden gelerek bütün eleştirilerini tek bir kişiye, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yöneltmeleri dikkat çekicidir.
Bugün dönüp şu tabloya bir bakalım.
Bir tarafta dinî değerlere hakaret etmeyi ifade özgürlüğü olarak gören bazı komedyenler alkışlanıyor.
Bir tarafta sanat dünyasında yaşanan mali usulsüzlükler, dernek yönetimlerinde ortaya çıkan tartışmalar ve kamuoyuna yansıyan iddialar uzun süre gündemi meşgul ediyor.
Bir tarafta bazı belediye başkanları hakkında yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarıyla yürütülen soruşturmalar ve davalar konuşuluyor.
Diğer tarafta ise ana muhalefet partisinin kurultay sürecine ilişkin şaibe iddiaları kamuoyunda geniş şekilde tartışılıyor.
Fakat bütün bunlara rağmen aynı çevreler kendilerini “temiz siyaset”, “dürüst yönetim” ve “liyakat” kavramlarının tek sahibi olarak göstermeye çalışıyor.
İşte burada insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Eğer her şey sizde doğruysa, bu kadar tartışmanın merkezinde neden sürekli kendi çevreniz bulunuyor?
Elbette demokratik bir ülkede herkes eleştirilebilir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da eleştirilebilir. Hükûmetin politikaları da tartışılabilir. Bu demokrasinin doğal sonucudur.
Ancak eleştirinin de bir ahlakı vardır.
Kendi yanlışlarını görmeyip yalnızca karşı tarafı suçlamak; kendi kapısının önünü temizlemeden başkalarına temizlik dersi vermeye kalkmak samimiyet değildir.
Bugün Sayın Erdoğan hakkında “otoriter”, “başarısız”, “gitmeli” diyenlerin, önce kendi siyasi yapılarına şu soruları sormaları gerekir:
Kurultay tartışmalarını neden hâlâ aşamadınız?
Belediyeler hakkında ortaya atılan iddialara neden aynı sertlikle yaklaşmıyorsunuz?
Kendi içinizdeki hesaplaşmalarda neden şeffaf davranmıyorsunuz?
Liyakatten söz ederken neden parti içi çekişmeler ve kişisel hesaplar gündemden düşmüyor?
Toplum artık sadece slogan dinlemiyor.
Vatandaş icraata bakıyor.
Dış politikaya bakıyor.
Terörle mücadeleye bakıyor.
Savunma sanayisine bakıyor.
Ekonomideki sorunları da görüyor; yapılan yatırımları da görüyor.
Kısacası millet, artıları da eksileri de birlikte değerlendiriyor.
Bir başka önemli konu ise Türkiye’nin yıllarca mücadele ettiği vesayet odaklarıdır.
15 Temmuz darbe girişimi, bu milletin hafızasında derin izler bırakmıştır. O gece hayatını kaybeden vatandaşlarımız, demokrasiyi savunurken canlarını ortaya koymuştur. Buna rağmen darbe girişiminin gerçekliğini inkâr eden veya farklı iddialarla olayı açıklamaya çalışan çevreler de olmuştur. Bu konuda farklı görüşler bulunsa da, milyonlarca vatandaş açısından 15 Temmuz, ülkenin demokratik düzenine yönelik ciddi bir saldırı olarak görülmektedir.
Türkiye’nin geçmişinde yabancı istihbarat servislerinin çeşitli ülkelerde olduğu gibi nüfuz oluşturma çabalarına ilişkin tartışmalar da uzun yıllardır gündemdedir. Bu nedenle vatandaşların, dış etkilere karşı dikkatli olması ve ülkenin bağımsızlığını önceleyen bir bakış açısını koruması önemlidir.
Çünkü Siyasi rekabet elbette olacaktır.
Muhalefet de olacaktır.
Ancak muhalefetin görevi yalnızca iktidarı yıkmaya çalışmak değil, millete güven veren bir alternatif ortaya koymaktır.
Eğer toplumun karşısına “Biz herkesten daha temiziz.” diyerek çıkıyorsanız, önce kendi evinizdeki tartışmaları çözeceksiniz.
Eğer “Biz liyakatliyiz.” diyorsanız, bunu sloganlarla değil uygulamalarınızla göstereceksiniz.
Eğer “Biz demokrasi istiyoruz.” diyorsanız, önce kendi partinizde demokrasiyi tam anlamıyla işleteceksiniz.
Sonuç olarak;
Siyasette hiç kimse eleştiriden muaf değildir.
Ne iktidar ne de muhalefet…
Ancak eleştirinin inandırıcı olabilmesi için önce kişinin kendi aynasına bakması gerekir.
Kendi yanlışlarını görmeyen, sadece karşı tarafın hatalarını büyüten bir siyaset anlayışı, topluma umut değil kutuplaşma üretir.
Millet artık slogan değil; samimiyet, tutarlılık ve hizmet görmek istemektedir.
Değerli dostlar son sözüm değişmez ;
Allah, vatana millete devlete zeval vermesin.
Vesselam…