Soğanın acısını kim çekiyor?

Abone Ol

Genellikle yumurta kapıya dayandığında meseleleri görüp tartışan bir toplumuz. Kuru soğan meselesi de bunlardan biri. “Soğanın acısını yiyen değil doğrayan bilir” dense de “Kuru soğanın acısını kim çekiyor, tatlı parasını kim yiyor?” sorusunu da sormak lazım.

Polatlı denilimce akla ilk buğday, kavun ve soğan gelirdi. Bundan yıllar önce de “kimyon” modası baş göstermişti Polatlı’da. Ama şimdi pek dönüp bakan yok.

Az daha unutuyorum bir de “pancar” var. (Annemin tabiri ile Pancar zamanında doğan biri olarak unutmamam gerekirdi) Belki unutmamdaki en önemli etkenler kota, şeker fabrikaları vs. sebeplerle eskisi gibi çok fazla ön planda olmayışından.

Meşhur Polatlı kavunu da tarihe karışıyor. Hastalık sebebiyle bazı köylerde artık kavun ekimi ve üretimi yapılmıyor. Yani Polatlı’nın o meşhur kıraç kavununun yerinde yeller esiyor. Belki bilimsel olarak incelenmiştir ama ben duymadım, bilmiyorum.

Soğan Polatlı’nın tatlı belası. Ne onunla oluyor ne de onsuz. Kimi zaman para etmediği için tarlada kalan, nakliye ve işçilik maliyetlerini bile karşılamadığı için çöpe giden soğan son dönemde çok inişli-çıkışlı bir grafik izliyor.

Çok fazla araştırma yapmaya bile gerek olmayan incelemelerde gördüm ki Polatlı’da ekilen soğanın tohumu yerli değil ithal.

Hollanda da bundan yıllar önce Türkiye’den götürdüğü tohumları ıslah ederek soğan tohumu üretmiş ve tüm dünyaya satıyor. (Tıpkı lalede olduğu gibi) Üstüne üstlük Hollanda’da 2014 yılında bir “Soğan Derneği” kurulmuş.  Bizim memleketimizde dernek denilince akla gelenin çok dışında bir işleve sahip. Gerçekten adında olduğu gibi soğanla ilgilenip onu geliştiren, sorunlarını ve ıslahını ve de dışarıya satışını önceleyen bir dernek.

Hemen her yerde kurulan üretici birlikleri Polatlı’da yok mu?  Varsa bu hususta neler yaptı? İlk olarak Polatlı Ziraat Odası’nın 2013 yılından bu yana çaba sarf ettiği Polatlı Soğan Üreticileri Birliği kurulumuna ilişkin çalışmalar Ağustos 2015’te somut hale gelmeye başlamıştı. Onlar nerede, ne yaptı? Türkiye’nin soğan deposu olarak anılan Polatlı’da böyle bir dernek neden yok? (Olsaydı soğan ile değil başka işlerle uğraşırdı muhtemelen)

Ayrıca atalarımız ne demiş: “Ek tohumun hasını, çekme yiyecek yasını!”

Bu yılki olağanüstü fiyat oynaklığının sebeplerinden biri olarak gösterilen küf hastalığının sebebini bilen var mı? Anadolu’da yıllardan bu yana soğan üretimi yapılıyor ve saklama sorunu da yaşanmıyordu.

Herkes soğan meselesi üzerine konuşuyor ve kimi, “Küçük üreticinin elinde ve deposunda zaten soğan yok” diyor. Kimi parası olan tüccarı suçluyor “Şayet bir stokçuluk varsa soğan büyük tüccarındadır” derken tüccar da kendini savunuyor. “Soğan bir günde alınıp hemen tamamı piyasaya sürülen bir ürün değil. Peyderpey yeni mahsul alınana kadar piyasaya sürülür. Depolarda soğan olmasından daha doğal bir şey yok” diyor. Üretici “Onlarca hatta yüzlerce şubesi olan büyük marketlerin elinde ve depolarında ne kadar soğan olduğu bilinip kontrol edilemiyor mu?” diye sormaktan da geri durmuyor.

Sosyal medyada olayı “ti”ye alan paylaşımlar her geçen gün artıyor. Soğan depolarına yönelik baskınlar, özellikle sosyal medyada eleştiri ve mizah konusu olmaya devam ediyor.

Bildiğim kadarıyla ÇKS ile artık üretim kayıt altına da alınıyor. Polatlı Ziraat Odası Yönetim Kurulu Başkanı Zekai Köseoğlu, soğanda en az 200 bin ton üretim fazlası olduğunu belirttiğine göre oluşan bu sorunun kaynağı ve asıl sebebi ne?

Soğan meselesi ile alakalı olarak birileri ortalığa yanlış bilgiler yayıyor. Devlet sistemi işleterek sorunların önüne geçebilir. Şayet stokçuluk yapan büyük tüccar varsa onları da cezalandırır ve ne gerekiyorsa onu yapar. Yapmalı da…