SOĞUK DOSYALAR ISINIRKEN

Abone Ol

Uğur Mumcu…

Behçet Oktay…

Muhsin Yazıcıoğlu…

Ve daha nice dosya…

Yıllarca raflarda bekleyen, her yeni gelişmeyle yeniden gündeme gelen, ailelerinin acısını hiç dinmeyen bu dosyalar Türkiye’nin yalnızca hukuk hafızasının değil, vicdan hafızasının da bir parçası.

İşte tam da bu nedenle Adalet Bakanı Akın Gürlek’in son dönemde ortaya koyduğu yaklaşımı çok önemsiyorum ..

Akın Bey’in önce Uğur Mumcu ve Behçet Oktay’ın aileleriyle, ardından Muhsin Yazıcıoğlu’nun ailesiyle bir araya gelmesi, sıradan bir nezaket ziyareti olarak görülmemeli.

Bu görüşmelerin verdiği mesaj çok daha önemli:

Devlet, üzerinden yıllar geçmiş olsa bile dosyanın kapağını kapatmıyor.

Çünkü adaletin zamanaşımı duygusu olmaz.

Bir cinayetin üzerinden 5 yıl, 10 yıl, 20 yıl geçmesi; gerçeğin değerini azaltmaz. Aksine, zaman ilerledikçe gerçeğe ulaşmanın önemi daha da artar. Çünkü faili meçhul kalan her olay, yalnızca bir ailenin değil, toplumun hafızasında da açık bir yara bırakır.

Muhsin Yazıcıoğlu dosyası da bunlardan biri.

Ne oldu?

Kazanın gerçek sebepleri neydi?

Varsa ihmaller nelerdi?

Varsa kasıt, bunun arkasında kimler vardı?

Ve bütün bunların ötesinde, devletin elindeki bütün imkanlar gerçeği ortaya çıkarmak için sonuna kadar kullanıldı mı?

Bugün önemli olan, bu sorulara peşinen cevap vermek değil.

Önemli olan, soruların yeniden ve daha güçlü biçimde sorulmasıdır.

Son dönemde dosyada gündeme gelen yeni deliller ve iletişim kayıtları da bu açıdan dikkat çekici. Kazanın yaşandığı sırada bölgede uçuş yapan F-4 pilotlarından Ali Armağan ile FETÖ elebaşı Adil Öksüz arasındaki iletişime ilişkin HTS kayıtlarının soruşturma kapsamında değerlendirilmesi, dosyanın yeni deliller ışığında yeniden ele alındığını gösteriyor.

Bak arkadaş..

Türkiye geçmişte çok karanlık dosya gördü. Kimi dosyalarda gerçek ortaya çıktı, kimilerinde ise zaman birçok soruyu cevapsız bıraktı.

Bugün yapılması gereken, “artık çok zaman geçti” diyerek dosyaları kaderine terk etmek değil; teknolojinin, iletişim kayıtlarının, dijital verilerin ve yeni soruşturma yöntemlerinin imkanlarından yararlanarak geçmişin karanlık noktalarını yeniden aydınlatmaya çalışmaktır.

Akın Gürlek’in ailelerle kurduğu temasın kıymeti de burada.

Çünkü adalet yalnızca mahkeme salonlarında dağıtılan bir karar değildir.

Bazen adalet, yıllardır bekleyen bir ailenin kapısını çalıp,

“Bu dosyayı unutmadık.”

diyebilmektir.

Bazen adalet, yıllardır aynı soruyu soran insanlara devletin hâlâ o sorunun peşinde olduğunu gösterebilmektir.

Bazen de adalet, “soğuk dosya” denilen bir dosyayı yeniden masanın üzerine koyup, “Bugün elimizde hangi yeni imkanlar var?” diye sormaktır.

Değerli dostlar..

Uğur Mumcu’nun ailesi yıllardır bekliyor.

Behçet Oktay’ın ailesi yıllardır bekliyor.

Muhsin Yazıcıoğlu’nun ailesi yıllardır bekliyor.

Ve Türkiye kamuoyu yıllardır bekliyor.

Kimse peşinen bir isim duymak istemiyor.

Kimse hukukun yerine siyasi kanaat konulmasını istemiyor.

İstenen çok daha basit:

Gerçek neyse ortaya çıksın.

Suçlu kimse hukuk önünde hesabını versin.

Suçsuz olanın üzerine de hiçbir gölge düşmesin.

İşte gerçek adalet budur.

Bu nedenle bugün Akın Gürlek’e düşen görev kolay değil.

Önünde yılların biriktirdiği kuşkular, cevaplanmamış sorular ve birbirinden karmaşık dosyalar var.

Ama belki de tam bu yüzden kıymetli.

Çünkü bazı dosyaların çözülmesi yalnızca bir cinayetin aydınlatılması anlamına gelmez.

Devletin hafızasının diri tutulması anlamına gelir.

“Aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, hakikat değerini kaybetmez” mesajının verilmesi anlamına gelir.

Ve en önemlisi, bu ülkede adalet duygusunun güçlenmesi anlamına gelir.

O yüzden bu mesaiyi desteklemek gerekiyor.

Sessizce, sabırla, hukuka güvenerek…

Dosyalar konuşsun.

Deliller konuşsun.

Savcılar çalışsın.

Mahkemeler karar versin.

Ve yıllardır karanlıkta kalan ne varsa, hukuk devletinin ışığında birer birer ortaya çıksın.

Akın Gürlek’in bu soğuk dosyalara yeniden el uzatan mesaisini bu yüzden selamlıyorum.

Türkiye’nin ihtiyacı intikam değil.

Türkiye’nin ihtiyacı sansasyon değil.

Türkiye’nin ihtiyacı komplo teorileri hiç değil.

Türkiye’nin ihtiyacı hakikattir.

Ve hakikatin peşinden gitmek, devletin en önemli mesailerinden biridir.