Soğuk Savaş'ın mirasına Ankara'nın yeni mührü

Abone Ol

"NATO bitiyor mu?" sorusu son zamanlarda başkentlerin koridorlarında fısıltıyla konuşulan bir hayalet gibi dolaşıyordu.
Soğuk Savaş’ın o görkemli kalkanı, zamanın paslı dişlileri arasında yorulmuş, kendi kimliğini arayan bir dev misali sarsılıyordu.
Ankara’da düzenlenen son zirveyse bu devin sadece makyaj tazelemediğini aynı zamanda yeni bir zırha kavuşmak için terziye oturduğunu da tüm dünyaya gösterdi.

Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleşen zirve, diplomasi literatürüne yeni bir kavram kazandırdı: Ankara Çıtası.

Bundan sonra NATO koridorlarında yapılacak her zirve, bu zirveyle kıyaslanacak, karşılaştırılacak.
Liderlerin sadece birer bürokrat değil, birer insan olduğunu hatırlatan o renkli anlar dünya medyasında geniş yer buldu.
Mehter marşının o görkemli ritmi, İzlanda Başbakanı’nın zarafeti, İtalya Başbakanı’nın sıcakkanlı mimikleri ve hatta bir başbakanın giydiği beyaz ayakkabılar...
Bunlar, soğuk jeopolitik hesaplaşmaların arasına serpiştirilmiş insanca, sıcak detaylardı.
Hele sokakta yaşayan köpekler, kedilerle ilgili maalesef can sıkıcı haberlere karşın NATO'daki Ankara kedilerimiz, resmen dünya medyasında baş köşeye oturdu ve Türkiye'nin marka değerine pati desteği verdiler.

Ankara, masaya sadece güç değil, aynı zamanda bir ruh koydu.

Ancak sahne arkasında durum biraz daha karmaşık. Avrupa ülkeleri İran gerilimi gölgesinde Trump’a "şirin görünmek" için adeta bir siyasi bale yapıyorlardı. Trump ile Erdoğan arasındaki o meşhur görüşme ise zirvenin kalbiydi. Herkesin bildiği ama kimsenin tam olarak ne çıkacağını kestiremediği o anlar aslında bir güven tazeleme çabasıydı.

Gelelim en can alıcı noktaya.
Vaatler, CAATSA yaptırımlarının kaldırılması, F-35 programına geri dönüş, KAAN’ın motorlarına kavuşması...
Başkan Trump söz verdi, önümüzde bir takvim işliyor. Ağustos ayında tatile girecek olan Amerikan Kongresi, bu mektubu yazmak veya o mührü basmak zorunda.
Diplomasinin o uzun ve sıkıcı koridorlarında bir ay bazen bir asır kadar uzun hissettirebilir.

Bizler, dev ekranlarda zirveyi izleyenler olaraksadece teşekkür mesajlarının ardındaki gerçekliği okumaya çalışıyoruz.
Türkiye, NATO’daki rolünü "zorunlu bir müttefik" olmaktan çıkarıp, vazgeçilmez bir stratejik ortak noktasına taşıdı.
Artık oyunun kurallarını sadece belirlemiyor, aynı zamanda oyunun oynandığı sahayı da Ankara’da inşa ediyoruz.

Ankara, üzerine düşeni fazlasıyla yaptı.

Tebrikler Türkiye, çıtayı öyle bir yere koydun ki bundan sonrasını takip etmek herkes için çok daha zor olacak.

- Kedilerimiz bile diplomasi yaparken kamu yayıncılığımız hangi alemde?

İşin medya ayağında da bir gözlemi paylaşmazsam olmaz.

Özel TV kanalları, medya, web yayıncılığı, gazeteler vb. Herkes kendi gücü, ideolojisi, kitlesine göre işini yaptı.
Neden bunu böyle yaptılar ya da yapmadılar diye eleştirmek bizim işimiz değil.
Ama iş kamu yayıncılığı ve Türkiye markası konusuna gelince orada dur demek gerekiyor.

Maalesef ama maalesef, on yıllar boyunca bir kere olacak bir işi, Türkiye'nin marka algısını yükseltmek için bir kere yakaladığımız fırsatı kamu yayıncılarımız değerlendirebildi mi sorusuna gönül rahatlığıyla evet diyemiyoruz.

TRT, AA, bütçe derdi yok, personel kısıtı yok, imkan var, para var, eleman var, teknik destek var. Var da var.
Ama çok enteresan bir şekilde TRT ya da AA sanki bu zirvenin olacağı onlara dün haber verilmiş gibi bir iş çıkardılar ortaya.
Kulağıma gelen eleştiriler, heyecansız, rutin, yavan bir çizgiyi geçemedikleri yönünde.

Dünya medyasının ana arterlerine, ana omurgasına bu kadar rahat veri enjekte edebileceğimiz, Türkiye ruhunu yansıtmamızın bu kadar uygun olduğu bir konjonktürde tabii ki basın toplantılarını canlı vermek bir başarı sayılmaz.

TRT'nin üzerinde hala FIFA Dünya Kupası'ndaki işbilmezliklerin gölgesinin dolaştığı bu günlerde NATO Zirvesi'nde ortaya konulan yayıncılık performansı da o gölgeyi dağıtamadı sanki.

Özetle, Külliye'deki kedilerimizin yedikleri mamalar helali hoş, afiyet bal şeker olsun, Türkiye markasına destekleri kamu yayıncılarımızdan çok daha fazla oldu.