Sosyal Medya Denizinde Balık Olmak

Abone Ol

Oxford Sözlüğü 2025 yılının kelimesini seçti: ‘rage bait’. ‘Öfke yemi’ ya da ‘öfke tuzağı’ anlamına geliyor. Bana göre ‘yem’, daha doğru, renk tonu iyi tutturulmuş, işaret ettiğini içerden kavrayan bir karşılık. Dolayısıyla, ‘öfke yemi’ daha mesafesiz ve isabetli bir çeviri.

NEDİR?

En kısa tanımı: ‘Sosyal medyada etkileşimi artırmak için muhatabının öfkesini tetikleyecek ifadeler kullanmak, bu yönde içerik üretmek.’

Bunun için öyle uzun uzadıya araştırmanız, okumanız, bilgi toplamanız, analiz yapmanız gerekmiyor. Çıkış noktası olarak kötü niyete, düşmanca bir bakış açısına ihtiyacınız var.

Gerçekte hiçbir anlama gelmeyen, sadece okuyanın, bakanın saldırıya geçmesi için özellikle seçilmiş kelimeler buluyorsunuz. Kurgulanmış cümlelerinizi hedefe yönlendirilmiş, çoğu kez müdahale edilmiş fotoğraflarla ve videolarla destekliyorsunuz.

Malzemelerinizle; hassasiyetlere dokunuyor, toplumsal fay hatları üzerinde tepiniyor, kırmızı çizgilerin sınırlarında dolaşıyorsunuz. Düşünce açıklıyormuş gibi yapıp duyguları hareketlendiriyor, yalan bilgiyi yeniden paketliyorsunuz. Kısacası: her türden provokasyon…

MAYIN TARLASI

Bu anlamda sosyal medya, bir mayın tarlası. Bastığınızda sinirlerinizi zıplatıyor, öfkenizi taşırıyor. Gerginliğinizi artırıyor, saldırı altında olduğunuza dair bir iç sıkıntısı yaşatıyor.

Saldırıyı püskürtmek, yanlışı düzeltmek, tanımadığınız birini insafa davet etmek için yerinizden kalkıyorsunuz. Öfkeniz kabarıyor, aklınız devreden çıkıyor, duygularınız karmaşıklaşıyor. Zamanın hızla geçtiğini, yapmanız gerekeni yapmadığınızı fark ediyorsunuz. Artık cevap vermekten uzaklaşıyorsunuz. Ağzının payını vermeye(!) daha yakınsınız.

İşte o an, ‘öfke yemi’nin görevini başardığı zaman dilimi. Yeme yakalandınız. Artık o nereye çekerse oraya gideceksiniz.

ALGORİTMANIN İŞLEYİŞİ

Adını ‘algoritma’ dedikleri çağdaş kara delik, bu yöntemi çoktan keşfetti. Önce çıkmak isteyen herkes, öfkelendirmeyi tercih ediyor. Var olan öfkeyi daha yukarılara taşımayı seçiyor. Bilgilendirmek yerine tartıştırıyor. Haber vermek yerine tepki toplamaya çalışıyor. Sinir uçlarına basıyor, tahrik etmek için yeni yollar buluyor.

Tehdit etmekten kaçınsa da, öyle anlaşılması için elinden geleni yapıyor. Hakaret etmese de, hakaret anlaşılması için eklemeler, çıkarmalar yapıyor.

Cümleyi tersinden kuruyor, önce söyleyeceğini sonraya, sonra söyleyeceğini önceye alıyor. Anlamı değiştirecek kritik kelimeyi unutmuş gibi yapıyor. Bir görüntüyü, bir konuşmayı yeniden kurgulayıp, abartılı bir başlıkla dolaşıma sokuyor ve tepkiyi başlatıyor.

Tepki bir kere başladı mı durmak bilmiyor. Kitleler doymuyor. Baldan tatlı öfke, ahaliyi sımsıkı sarıyor. Gürültü artıyor. Kimse kimsenin ne dediğini duymuyor, kaos büyüyor.

O andan itibaren sosyal medya, artık bir bilgi kaynağı, bir iletişim aracı değil. Çatışmanın tetikleyicisi, kavganın körükleyicisi… Duyguları yönetmenin ve yönlendirmenin aracı… Kavgayı başlatan, tek bir sözünün, kaç kişiyi harekete geçirdiğine bakıp gururlanıyor. (!) Güçlü olduğunu hissetmeye, bir koyup beş aldığını düşünmeye başlıyor.

Fırtınalar koparttığına göre, şimdi artık aldığı ‘tık’ları sayma zamanı. Onların tıkır tıkır yükselişinin sesini dinleyebilir, gerginlik dalgalarını yayılışını seyredebilir.

“Düşünüyorum, öyleyse varım” demiş filozof. O aldırmaz, kendi mottosunu yazar ve tekrarlar: “tartıştırıyorum, öyleyse varım.”

AVCILAR VE BALIKLAR

Öfkelendirmenin binbir yolu bulundu. Öfkelendirip, üzerine ‘etkileşim’ inşa ediyorlar. Kaos çıkarıp, nicelikten şöhret ve para kazanıyorlar. Konunun istatistiği akıl almaz boyutlarda; Sosyal medyada bu türden içerikler, son bir yılda tam 3 kat artmış.

Bir adım geri çekilip baktığımızda, manzara şöyle: Sosyal medyanın bulanık denizinde, öfke yemine takılmaya hazır, şaşkın balıklarız. Reflekslerimizle yaşar hale geldik. Öfkemizden yakalıyorlar bizi. Öfkeleneceğimizi tahmin edenleri yalancı çıkarmıyoruz.