Suriye Aliya’sına muhtaç

Abone Ol

Suriye’de Baas iktidarına karşı 15 Mart 2011’de gösterilerle başlayan, ardından silahlı çatışmalara, daha sonra da rejimin topyekün bir yıkımına dönüşen savaş 4 yıldır devam ediyor. Görünen o ki bu savaş devam edecek… Rejimin döktüğü kana, gözyaşına, barbarlığına, kimyasal silah kullanımına, pazar yerlerini bombalamasına, kadim medeniyetimize ait şehirlerin yok edilmesine Türkiye’nin dışında ses çıkaran yok…

Suriye’deki savaşı anlatırken Avrupa’nın ortasında Bosna’da 1992-1995 yılları arasında yaşanan dram gözlerimin önüne geldi. İki farklı kıtanın benzer kaderini yaşayan iki ülke aslında Suriye ve Bosna. Bosna, Suriye’nin kaderini 1992-1995 yılları arasında yaşadı. İnsanlık Bosna’daki savaştan ders alsaydı, bugün Suriye’deki insanlık dramı belki de yaşanmazdı. Bugün Bosna’nın kasapları Slobodan Miloşeviç’i, Ratko Mladiç’i, Radovan Karaciç’i ve Çetnikler’i lanetle anarken, düşmanlarının bile saygıyla andığı merhum Aliya İzzetbegoviç ve dava arkadaşlarını da rahmetle, şükranla anıyoruz.

Suriye’de zalim belli; Esed, Baas’ın kadroları, Şebbihalar ve iş birlikçileri. Mazlumlar da belli…Tıpkı Bosna savaşının mazlumları gibi. Peki bu mazlumların lideri kim?

  “Ben Avrupa’ya giderken kafam önümde eğik gitmiyorum. Çünkü çocuk, kadın ve ihtiyar öldürmedik. Çünkü hiç bir kutsal yere saldırmadık. Oysa onlar bunların tamamını yaptılar…” sözlerini Batılılar’ın yüzüne haykıran bir Suriyeli muhalif lider hatırlıyor muyuz?

Dünyanın gözleri önünde, ekmek sırasında, su sırasında, pazarda bulunan insanlar kitlesel şekilde katledilirken, evler, camiler, tarihi eserler yıkılırken bile başkalarının ibadet yerlerine, sivillere, kadınlara asla dokunulmaması yönünde birliklerine emir veren bir Aliya neden hatırlamıyoruz Suriye’de…

İslami bir kimliğe sahip olmasına karşın Sırp ve Hırvat yardımcıları, komutanları olan, barbarlığa karşı ülkesini tüm etnik unsurlarıyla birlikte cesaretin yanı sıra vicdanla, merhametle savunan, Batı medeniyetinin iki yüzlülüğünü yüzlerine haykıran, onlara insanlık dersi veren “Bilge Kral’’ görseydik Suriye’nin durumu böyle olur muydu?

Halkını katledip, kadınlarına tecavüz eden Sırp esirlere dahi kötü muamele yapan askerlerini cezalandıran ve her defasında, birliklerine taşıdıkları değerleri hatırlatan bir Aliya, Suriye’de olsaydı bugün sonuç böyle mi olurdu?

 Suriye’de 4 yıldır kanlarıyla, canlarıyla Esed diktasına, Şebbihalar’a ve iş birlikçilerine karşı mücadele edenlerin başlarında keşke bir Aliya olsaydı demekten kendimi alamıyorum.

Suriye’deki Esed’in Miloşeviç’ten ve Karaciç’ten, Şebbihalar’ın Çetnikler’den bir farkı yok. Mazlum Suriyelilerle savaş dönemindeki Boşnaklar’ın acısı aynı. Tek bir fark var, başında zambaklı beresi, buğulu gözleri, mahzun yüzü, Rabbine açılmış elleriyle gözlerimiz önünde Aliya tülleniyor…. Ne kadar çok isterdim ülkesinin mazlum tüm etnik unsurlarını, gruplarını etrafında toplayıp, düşman olarak ‘‘Şii’’ ve ‘‘Nusayrileri’’ genelleyip adlandırmayan, sadece zalim Esed ve birliklerine karşı medeniyet mücadelesi veren bir Suriyeli liderin olmasını. Çünkü Aliya, hiç bir zaman Sırp ve Hırvatları düşman görmedi. Onun için düşmanlar belliydi.

İnşaallah Suriye’deki özgürlük mücadelesinde de tez zamanda bu savaşın mazlumlarının da bir Aliya’sını görmek bize nasip olacak.

O nedenle toplumlar için lider çok önemli, halkının etrafına kenetleneceği bir lider… Türkiye de zaten bu zor coğrafyada, her türlü uluslararası komployu, halkının sevdiği, güvendiği, mazlum ümmetin sesi soluğu olan sağlam iradeye sahip lider Recep Tayyip Erdoğan’la atlatmadı mı?