Suriye’de ABD-PYD sembiyotiği

Abone Ol

Türkiye’nin bütün ısrarlı talep ve söylemlerine rağmen Suriye’de diğer adı PYD olan Suriye PKK’sı ile iş tutan ABD, şimdilerde politik çıkmazını Türkiye ile daha rasyonel ilişkiler geliştirme noktasına yaklaşarak aşmaya çalışıyor. Türkiye’nin sahada ilan ettiği hedeflere ulaşma durumu yaklaştıkça bölgedeki politik açmazını aşabilmek adına ABD’nin yeni diplomatik ve ekonomik hamlelerde bulunması muhtemel görünüyor. Bu bakımdan Afrin şehir merkezine TSK unsurlarının girmesi, önemli bir karar noktası olabilir. Ancak Pentagon’un temsil ettiği derin ABD ekolünün yönetimdeki temsilcisi savunma bakanı Mattis’in dünkü açıklamaları, Türkiye’ye yönelik söylem değişikliğini göstermesi bakımından dikkat çekici. Daha bir hafta önce cenk kıyafetli ABD generalleri Menbiç’ten çıkmayız, savaşırız, işimiz savaşmak gibi laflar ederken, bugün savunma bakanı Mattis’in Türkiye ile birlikte çalışırız, ortak pek çok konumuz var demesi bu anlama geliyor.

“Sembiyotik İlişki” psikolojide kişiler arası aşırı bağımlılık, karşılıklı birbirlerini kullanma veya taraflardan birisinin yaşamak için asalakça diğerine tutunmasıyla tanımlanan patolojik bir durumu ifade eder. Bu kapsamda arka plandaki ABD-PYD ilişkilerinin seyrini de görmek gerekir. Afrin’de artık sonuç, zaman ve diğer parametreler açısından oldukça netleşti. Fakat bu durumun sebep olduğu “ABD-PYD” sembiyotikliği daha da derinleşmiş gibi görünüyor. Öyle ki Afrin’de küresel bütün derin güçlerin destek ve yardımına rağmen PYD’nin tahmin edilenden daha kısa sürede çökmesi ve artık sahada PYD’nin kaybettiğinin çok net bir şekilde belli hale gelmesi, aynı zamanda prestij olarak ABD’nin de kaybetmesi anlamına gelmektedir. Bunun ötesinde baştan beri bin bir sözlerle avutulan PYD’nin, Rakka gibi hazır bir zafere konmayı beklerken Afrin’de hezimete uğraması, ABD’yi PYD tabanında daha da sorgulanır hale getirmektedir. PYD/PKK’nın başka taliplileri de olduğu düşünüldüğünde, ABD-PYD sembiyotik ilişkisindeki olası ayrışmalar, hiçbir zaman dostça ayrılmalar şeklinde olmayacaktır. Tabii işin bir diğer yönü de Rusya’dır. Rusya’nın PYD’yi ABD kontrolündeki bir aparat olarak görmesinin onu rahat bırakacağı anlamına gelmeyeceği unutulmamalıdır. Zira “benim olmayan başkasının da olmasın” anlayışı Ortadoğu coğrafyasında oldukça yaygındır. Gelişmelerin seyrini süreç içinde takip edip göreceğiz.

Burada Türkiye için en önemi husus zamandır. Zira Afrin’de PYD/PKK’dan umduğunu bulamayan ABD’nin Türkiye’yi oyalayarak Fırat’ın doğusundaki terörist sürüsünü yarı devlet statüsünde, en azından kısmi meşruiyet sağlamış kurumsal bir yapıya dönüştürme gayret ve çabaları muhtemeldir ve bu durum yakından takip edilmelidir. Bu nedenle ÖSO unsurları da dahil hem askeri hem politik hem de diğer alanlardaki güçlerini öncelikle caydırıcı olarak kullanmalı ve şimdilik dolaylı stratejiler izleyerek Fırat’ın doğusundaki sürünün devletleşmesinin önüne geçmeye çalışmalıdır. Özellikle PKK’nın isim değiştirip PYD çatısı altında ve onunla birlikte meşrulaştırılması gibi manüplatif oyunlara karşı dikkatli olması gerekmektedir. Zira başta ABD olmak üzere bölgedeki aktörlerin sahada fazlaca bir manevra alanı kalmamıştır. Bu nedenle manüplatif politik hamleler önümüzdeki dönemin başat aktiviteleri haline gelebilir.