Suriye’deki büyük resim

Abone Ol

Yaklaşık yedi yıldır devam eden Suriye iç savaşında sivil halka karşı şu ana kadar tespit edilen 215 kimyasal saldırı yapılmış. Bu saldırıların çoğunun Esed liderliğindeki rejim tarafından gerçekleştirildiği BM insan hakları ihlal raporlarında geçmektedir. Ayrıca Suriye’de kimyasal silahların imha edilmesi ve kimyasal saldırıların araştırılması için komisyon kurulması konularında 2013 yılında 2118 ve 2015 yılında da 2235 Sayılı BM Güvenlik Konseyi kararları da mevcuttur. Ancak ironi oluşturan durum bu kararları alanlar müdahale için neden bugüne kadar beklediler? Dedektörleri mi yoktu? Ne gariptir ki 14 Şubat 2018 tarihinde Fransa, 26 Şubat 2018 tarihinde de İngiltere dünya kamuoyuna aynı açıklamayı yaptılar “Esed kimyasal silah kullanırsa vururuz”. Bu tesadüf mü bilinmez ama değilse bir hazırlığın ayak sesleri olduğunu da kabul etmek gerekir.

Önce ABD-Fransa-İngiltere koalisyonu ile Rusya-İran bloğu arasında tırmanan kriz Türkiye’nin araya girmesi ile daha büyük bir konvansiyonel çatışmaya dönüşmeden geriledi ve sonuçta kontrollü, sınırlı ve senkronize olmuş bir askeri operasyon icra edildi. Bu operasyonun 06 Nisan 2017 tarihinde Akdeniz’deki iki ABD savaş gemisinden atılan 59 Tomahawk füzesiyle Suriye’de Humus yakınlarındaki Al-Shayrat hava üssünün vurulduğu saldırıdan iki farklı yönü var. Birincisi operasyona ABD’nin yanında İngiltere ve Fransa da katıldı. İkincisi daha fazla füze hem savaş gemilerinden hem de savaş uçaklarından atıldı. Sonuçta önceden boşaltılmış hedeflerin vurulmasıyla taktik resimde bir değişiklik olmadı. Esed’in kimyasal ve konvansiyonel silah kapasitesi değişmedi. Ölen, kan döken masum Suriye halkı hariç bütün emperyal güçler durumdan memnun. Bir şey değişmeyecekse bu saldırı neden yapıldı diye sorduğumuzda görünenin arkasındaki daha büyük resme odaklanılması gerektiği ortaya çıkıyor.

Öncelikle artık kullanılabilirliğini yitiren ve proje olduğu daha açık bir hale gelen DAEŞ sonrası “Kimyasal Silah” bahanesi, Suriye’ye istenildiği zaman müdahale edilebilmenin meşru argümanı haline getirildi. Bu argüman bütün dünya tarafından da kabul edilmesi kolay ve son derece insani bir görünüme sahip. Yani belki de DAEŞ’ten bile daha kullanılışlı. Bundan sonra Türkiye-Rusya-İran konsensüsüyle bölgede ABD hegemonyasına karşı sağlanan küresel dengeye karşı İngiltere ve Fransa ile birlikte durum üstünlüğü elde etmek, ABD için belki de daha kolay gerçekleşebilir. Bu kapsamda özellikle sentetik Kürdistan kurulması düşünülen Fırat’ın doğusunda ABD’nin yanında İngiltere ve Fransa’nın da konuşlanmaları daha güçlü ve kalıcı bir şekilde de sağlanabilir. Tabi bu durumda koalisyon tarafından Suriye’deki PKK/PYD’nin daha fazla desteklenmesi söz konusu olabileceği gibi Türkiye’nin sınır güvenliğinin sağlanması ve bölgedeki terörist varlığının sona erdirilmesi için ABD’nin yanında İngiltere ve Fransa ile de uğraşması gerekebilir. Bir taraftan müteakip askeri operasyonlar diğer taraftan da Suriye alanındaki koalisyon güçlerinin artan konuşlanmaları, rejimi zayıflatma yönünde baskı oluşturabilir, böylece süreç içinde Rusya bölgede zayıflatabilir ve aynı zamanda İran’ın da gücü zayıflayacağı için İsrail avantajlı duruma geçebilir.

Son olarak göstermelik operasyon bahanesiyle çok miktarda savaş gemisi, denizaltı, savaş uçağı ve uçak gemisi bölgeye toplandı. Tam da Doğu Akdeniz enerji havzasının üzerindeler. Dolayısıyla bu durum koalisyon ülkeleri için Akdeniz enerji sahasının paylaşımında onlara asimetrik bir avantaj sağlayabilir. Dev petrol şirketlerine sahip üç önemli ülkenin savaş gücü kimyasal silah sebebiyle olmak istedikleri yerdeler.

Elbette geç kalmış da olsa bu operasyonun Suriye’de kimyasal silah kullananlara karşı sınırlı da olsa bir etkisi olacaktır ancak asıl çözüm 4 Nisan tarihinde Ankara zirvesinde açıklanan demokratik anayasa temelinde yeni kurumsal Suriye devletinin bir an önce kurulmasıdır. Bu arada geçen hafta Suriye’de kimin kimyasal silah kullandığının araştırılıp gerekli yaptırımlara başlanması bu süreci hızlandıracaktır. Ancak görünen o ki Suriye’de başka hesapları olanların terör odaklı başka araçlarla yeni senaryoları uygulamaları da muhtemeldir. Bu bağlamda Türkiye insani değerlere bağlı gerçekleştirdiği askeri operasyonlar sayesinde hem alanda hem da uluslararası politik düzlemde kazandığı başarı ve sosyo-politik meşruiyeti daha da güçlendirecek adımlar atmaya devam etmelidir. Sınır güvenliğini arttırıcı tedbirleri uygulamalı, yurt içindeki terörist varlığının tamamen yok edilmesine katkı sağlayacak teknoloji üretimine, branşlaşma ve uzmanlaşmaya bürokratik sınırlamaları aşacak ve görev tipi teşkilatlanmaları sağlayacak şekilde ağırlık vermelidir. Ayrıca sahada kurumsal Suriye devletinin inşası için İran ve Rusya ile çalışmaya devam etmeli, bugüne kadar başarılı bir şekilde işleyen Türkiye-İran ve Rusya konsensüsünün provakatif eylemlerle ayrıştırılmasına müsaade edilmemelidir. Unutulmamalıdır ki bugün teröristan üzerinden Suriye ve Irak özelinde oluşturulan küresel emperyal tehdit sadece Türkiye’nin değil bütün Ortadoğu’nun sorunudur. Bu nedenle güçlü bir iş birliği önemlidir.