SURİYE’NİN YENİ GELECEĞİNDE "BÜYÜKELÇİ" NESİL: TÜRKÇE, KÜLTÜR VE EĞİTİMİN GÜCÜ

Abone Ol

Ortadoğu’nun kalbinde, Türkiye'nin güney sınırlarında, yıllarca devam eden kanlı bir savaşın, yıkımın ve küresel vekalet savaşlarının ardından yepyeni bir jeopolitik gerçeklik şekilleniyor. 8 Aralık 2024 tarihi, yalnızca Suriye’nin iç dinamikleri açısından değil, bölgesel güvenlik mimarisi ve Türkiye’nin Ortadoğu vizyonu açısından da devasa bir milattır. Bu yeni dönemin en somut, en hayati ve üzerinde en çok spekülasyon yapılan konusu ise şüphesiz, yıllardır ülkemizde geçici koruma statüsü altında bulunan Suriyelilerin kendi vatanlarına geri dönüş sürecidir. Ancak bu tarihi süreci sadece sınır kapılarındaki kalabalıklar, gümrük geçişleri veya istatistiksel nüfus hareketleri olarak okumak, devlet aklının vizyonunu ve Türkiye’nin inşa ettiği o devasa "yumuşak gücü" anlamamak demektir. Mesele, sadece bir göç yönetimi krizinden çıkmış; Türkiye'nin kültürel, dilsel ve eğitimsel mirasının, yeniden inşa edilecek bir bugünün Suriye’sinin temellerinin nasıl atılacağı meselesine dönüşmüştür.

Dezenformasyon Siyaseti ve Devletin Resmi Verilerle Tokadı

Bu tarihi süreç yaşanırken, ne yazık ki iç siyasette popülizm üzerinden prim yapmaya çalışan, kamuoyunu manipüle etmeyi bir siyaset tarzı haline getiren odakların dezenformasyon kampanyalarına şahit oluyoruz. Ülkemizden Suriye’ye dönüş yapan geçici koruma statüsü altındaki Suriyelilere ilişkin kamuoyunu kasten yanıltmaya yönelik bu asılsız iddialar, hiç şüphesiz devlet ciddiyetiyle bağdaşmayan bir hezeyandan ibarettir. Bu tür iddialar, sadece kurumlarımızı hedef almakla kalmıyor, aynı zamanda Türkiye'nin uluslararası alandaki yürüttüğü o titiz diplomasiyi de baltalamayı amaçlıyor.

Oysa gerçekler, devletin şeffaf kayıtlarında ve uluslararası kurumların raporlarında gün gibi ortadadır. Farklı tarihlere ait verilerin, aynı dönemin verisiymiş gibi kıyaslanarak haberleştirilmesi ve algı operasyonlarına meze yapılması, gerçeklikten tamamen uzak, art niyetli ve yanıltıcı bir yaklaşımdır. İçişleri Bakanımız Sayın Mustafa Çiftçi’nin kamuoyuyla paylaştığı veriler, 2016 yılından bugüne kadar Türkiye'nin sağladığı güvenli bölgelere gönüllü olarak dönen Suriyelilerin toplam sayısını, yani 1 milyon 440 bin 123 (çeşitli güncel raporlarda 1.407.568 ile 1.440.123 bandında değişen devasa bir kitleyi) ifade etmektedir. Öte yandan, Türkiye’nin Şam Büyükelçisi Sayın Nuh Yılmaz’ın paylaştığı rakamlar ise tamamen spesifik bir döneme, yani 8 Aralık 2024'teki yeni Suriye gerçekliğinin başlamasından itibaren gerçekleşen geri dönüşlere odaklanmaktadır.

İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı'nın güncel kayıtlarına göre, ülkemizde geçici koruma statüsü altındaki Suriyeli sayısı düzenli olarak azalarak 2 milyon 255 bin 31 seviyelerine gerilemiştir. Sadece 8 Aralık 2024 tarihinden itibaren gönüllü, güvenli, onurlu ve düzenli şekilde geri dönenlerin sayısı ise 700 bin 120'ye (667.565 ile 700 bin bandı) ulaşmıştır. Bu rakamlar sıradan istatistikler değildir; arkasında devasa bir lojistik, güvenlik planlaması ve diplomatik kararlılık yatmaktadır. Üstelik bu veriler, tek taraflı değil, uluslararası teyide de açıktır. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) verilerine göre, 8 Aralık'tan bu yana bölge genelinde toplam 1 milyon 630 bin 874 Suriyeli ülkesine dönmüştür ve bu dönüşlerin ülkelere göre dağılımında Türkiye, 639 bin 995 kişi (güncel verilerle 700 bini aşan) ile açık ara ilk sırada yer almaktadır. Sınır geçişleri, nüfus hareketleri raporları ve BMMYK gözetimindeki bu operasyon, uluslararası hukuk çerçevesinde, devlet ciddiyetiyle ilmek ilmek işlenmektedir.

8,5 Milyon Büyükelçi: Türkiye’nin Yıkılmaz Stratejik Köprüsü

Rakamların ve siyasi tartışmaların ötesinde, Suriye'nin geleceğini, Türkiye'nin Ortadoğu'daki pozisyonunu ve önümüzdeki 50 yılı doğrudan etkileyecek çok daha derin, çok daha stratejik bir mesele var. Bugün Suriye topraklarında Türkçe konuşan, Türkiye'nin dilini, kültürünü, insani reflekslerini ve devlet geleneğini tanıyan 8.5 milyondan fazla insan bulunuyor.

Bu rakamın jeopolitik karşılığı şudur: "Benim Suriye'de 8,5 milyon büyükelçim var!" Bu, Türkiye Cumhuriyeti için parayla satın alınamayacak, silahla zorla dayatılamayacak, dünyadaki hiçbir gücün sahip olamayacağı paha biçilemez bir "yumuşak güç" (soft power) unsurudur. Bu 8,5 milyonluk kitle, iki ülke arasında ticaretten diplomasiye, güvenlikten kültürel etkileşime kadar her alanda yıkılmaz bir köprü kuracaktır. Emperyal güçlerin ve Siyonist aklın silahla, parayla, terör örgütleriyle bölmeye ve dizayn etmeye çalıştığı coğrafyayı, Türkiye "kültürle, dille ve insani bağlarla" yeniden birleştirmektedir. Türkiye, kendi sınır güvenliğini sadece beton duvarlar ve SİHA'larla değil; aynı zamanda sınırın ötesinde Türkiye'ye dost, Türkiye'yi anlayan ve Türkiye ile entegre olmuş bir demografik-kültürel duvarla sağlamlaştırmaktadır.

Eğitim Müfredatı: Sınıflardaki "Sessiz Devrim"

Bu devasa kültürel köprünün en kritik ve en hassas taşıyıcı unsuru ise şüphesiz Türkiye'de doğan, büyüyen ve eğitim hayatına burada başlayan çocuklardır. Türkiye'de bulundukları süre boyunca ilkokul 1., 2., 3. veya 4. sınıfa giden, alfabe ile burada tanışan, matematik, fizik, kimya gibi temel bilimleri Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı müfredatına göre "Türkçe" öğrenen bir nesilden bahsediyoruz.

Bu çocuklar, Suriye'ye, yani anavatanlarına döndüklerinde eğitimlerine nasıl devam edecekler? İşte devlet aklının tam bu noktada devreye girmesi, proaktif bir eğitim politikası izlemesi şarttır. Türkiye'de Türkçe eğitim almış, İstiklal Marşı'nı duymuş, Türk kültürünün kodlarıyla yoğrulmuş bu çocukların, Suriye'deki yeni ve henüz tam olarak oturmamış sisteme entegrasyon süreçlerinde kendi kaderlerine terk etmek doğru bir yaklaşım olmayacaktır.

Onlar için Suriye'nin yeni döneminde mutlaka ama mutlaka Türkçe eğitim veren çocuk ve eğitim merkezleri kurulmalı; kültürel bağların kopmaması için özel müfredat destekleri sağlanmalıdır. Bu çocukların eğitim hayatlarına kaldıkları yerden, Türkçe'nin bilim ve kültür dili olarak varlığını sürdürdüğü bir ekosistemde devam edebilmeleri, sadece bir eğitim hakkı değil, Türkiye'nin stratejik bir beka meselesidir. Matematik problemini Türkçe çözen, dünyayı Türkçe kavramlarla anlayan, Türk Tarihi ve Edebiyatı ile tanışmış bir çocuğun zihin dünyası, Türkiye'ye her zaman müzahir kalacaktır.

Kültürel İnşa ve Devlet Aklının Gelecek Vizyonu

Suriye, yıkılan binaların, harabeye dönen şehirlerin molozları arasından yeniden ayağa kalkarken; yeni Suriye'nin çimentosu "eğitim, kültür ve Türkiye ile olan entegrasyon" olmalıdır. Yeni dönemde, sadece fiziki altyapı inşasında, yolların, evlerin ve kamu binalarının yapılmasında değil; aynı zamanda Suriye'nin eğitim ve kültür politikalarında da Türkiye'nin yol gösterici, kurucu bir aktör olması tarihi bir zorunluluktur.

Türkiye, bu coğrafyada sadece askeri bir güç olmadığını, aynı zamanda medeniyet kurucu, ihya edici ve insanı yaşatan bir devlet olduğunu bir kez daha ispatlamaktadır. Dezenformasyon rüzgarlarına, popülist siyasetin sığ sularına kapılmadan; devlet ciddiyetiyle, uluslararası hukukla ve sarsılmaz bir stratejik vizyonla yürütülen bu "gönüllü ve onurlu geri dönüş" süreci, aslında Türkiye'nin Ortadoğu'daki yeni "Büyükelçiler Ordusu'nun" da inşasıdır. Bu çocuklar, bu gençler, bu 8,5 milyonluk kitle, geleceğin Suriye'sinde bakan, bürokrat, mühendis, tüccar ve öğretmen olduklarında; yüzlerini Batı'ya değil, her zaman kendilerine kucak açan, onları eğiten ve hayata hazırlayan Türkiye'ye döneceklerdir. Masada, sahada ve gönüllerde kazanılan bu zafer, Türkiye'nin geleceğine atılmış en büyük stratejik imzadır.